tavsiye ederim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavsiye ederim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Ekim 2008

İzleri takip ederek...

Bu resimlerde bizim ayak izlerimiz gizli.
İpuçlarını birleştirerek tatil güzergahımızı bulan olur mu acaba?
Siz bulun, ben detayları anlatayım. Sonunda çok keyifli bir adreste buluşalım:)

DSC01651

Aslında burası yolumuzun üzerinde değil. Sırf görmek için biz yolumuzu kasıtlı olarak uzattık.
"Bu film burada çekildi, üstelik de filmdeki demirci atölyesi de burasıydı" desem, ilk ayak izlerimizi hemen bulursunuz değil mi?

DSC01653




DSC01674

Yine de bir fikir oluşmadıysa, bu tipik resim yardımcı olacaktır mutlaka...

Ah unutmadan; burası sahlep hammaddesinin en çok yetiştiği yer. Zaten aynı bitkinin üst kısmı da ilçenin adında geçiyor.

DSC01832

Ayak izlerimizi biraz daha Kuzeydoğuya yönlendirip, deli ormanların içine doğru yol alıyoruz.

DSC01714

Hedefimiz; atların nal seslerini duyabilmek.

DSC01734

Doğayla ve atlarla başbaşa harika 3 gün geçiriyoruz


DSC01793

Hiç çivi kullanılmadan yapılmış, 700 yıllık camiyi geziyoruz.

DSC01695

Hiç görmediğim kadar küçük sarılmış bu muhteşem lezzetleri ve daha pekçoğunu mideye indiriyoruz:)

DSC01811

Bir de buranın sarımsağı ile meşhur olduğunu söylesem?

22 Eylül 2008

Babiş'i Takdimimdir:


Belki siz onları daha uzun zamandır tanıyorsunuzdur; ben sayfama bırakılan yorum sayesinde yeni tanıdım.
Öyle ki, o andan beri bu güzel blogda dolanıp duruyorum. Sizlere de bu sevgi dolu sıcacık sayfadan bahsetmeden yapamadım:

http://babiseyemekler.blogspot.com/

Burada, nefis bir anlatım ve bir çocuğa sevgiyle yapılmış yemekler bulacaksınız. Ama bizlerden farklı olarak bunları yapan ve yazan, çocuğuyla birlikte yaşayan bir baba.
Ama öyle bir baba ki, kızı için internette dolanıp yemek tarifleri bakınıyor, reçel kaynatıyor, dolma pişiriyor, hatta mantı yapıyor! Yaptıklarını da harika bir anlatımla blogunda paylaşıyor. Onlar birbirlerine "Babiş" diyorlar.

Ben Babişlerin sıkı bir takipcisiyim artık, sizlere de tavsiye ederim...

10 Aralık 2007

Limonlar ve Blog oyunları




Bir süredir internette geçirdiğim zaman oldukça azaldı. Yine de, buradaki tüm dostlarımı hiç aksatmadan izleyemeye çalışıyorum. Her birimiz aileden gibi olduk. Haberlerinizi alamadıkça eksikliğini duyuyorum.
Eskisi kadar sık yorum yazamasam da, bilin ki her yazdığınızı okumaya, güzel tarifleri işaretlemeye devam ediyorum.

Zaman kısıtlı olunca, daha önce haberdar olmadığım blogları keşfetmeye, yeni arkadaşlar kazanmaya da pek fırsat olmuyor.
Ancak şans benden yana olsa gerek, bu dar vakitte bile harika bir blogla karşılaştım:
Mavi Limon
Muhtemelen çoğunuz onu tanıyordur. Ama siz de benim gibi gezi yazılarından hoşlanıyor ve henüz Mavi Limon'dan haberdar değilseniz, sevgili Ayşegül ile mutlaka tanışın derim.

Ayşegül, gezdiği ülkeleri, şehirleri, harika bir kalemle, düzgün ve akıcı bir Türkçeyle anlatırken, muhteşem fotoğraflarla süslüyor. Onunla birlikte geziyorsunuz sanki. Gezdiği yerlerse, en az anlattıkları kadar ilginç...

Ben en baştan başladım okumaya. Onun bundan haberi yok ama, her satırını büyük bir keyifle okumaya devam ediyorum hala:)

Gelelim blog oyunlarına.
Bu seferki mim sevgili FİG den geldi. Kısaca cevaplıyorum hemen.

Ben Küçükken…. Dünya şimdikinden daha güzeldi. (Ya da şimdi bana öyle geliyor.)

Aslında Ben… Yine resim yapmak istiyorum

İlk kopyam... Derslerim iyiydi, kopyayı veren olurdum genellikle. Ancak üniversitede, Statik dersinde ilk kopyamı çekmiştim (Endüstriyel tasarımda statik dersinin ne işi varsa!!)

En Saçma Huyum... Saymakla bitmez.

Cep Telefonum… Nokia nın bir türü... Alırken: "Kızımın sesini kaydedip, zilsesi yapacağım birşey istiyorum" demiştim. Telefonum hala " Aaaeenneeiii tilefön caliööö" diyen 1,5 yaşındaki Mimi sesi ile çalar.

Aşk Bence...İnsanın önce ayaklarını yerden keser, sonra poposunun üzerine oturtur:)

En Sevdiğim Bloglar...Bu soruyu yanıtlayan oldu mu gerçekten?
Bloglardan ziyade, blogları yazanların kalbimde taht kurduğunu belirtmeliyim.
Çok sevdiğim ve değer verdiğim bu yazarlar arasından Münevver- (Nane ve Limon) çok özel bir yere sahiptir benim için. Çünkü blog yazarları arasından ilk arkadaşımdır.

Münevver'i tanıdıkça, ne kadar zarif, ne kadar saygı, sevgi ve inceliklerle dolu, ne kadar yumuşak ve ne kadar tevazu sahibi bir insan olduğunu bilmem fark edemeyeniniz oldu mu?
Münevver ve ardından tanıdığım tüm blog arkadaşlarımı çok seviyorum.

30 Ağustos 2007

Cunda'dan Girit yemekleri

Tatildeki güzellikleri paylaşmakta ne kadar geciktiğimi fark ettim.
Bu seneki tatilimize İstanbul adalarıyla başladık. Sevgili dayım bizi ilk gün Kınalı Ada açıklarına götürdü. Orada Mimi deniz açılışını yaptı. Ertesi gün Büyükada daki evlerine gittik, adanın güzellikleriyle tanıştık.Sonraki gün istikamet Bozcaada oldu. Sonra da Cunda.
Tam bir adalar tatili oldu bizimki.


Tavsiyelere sondan başlayacağım; Cunda dan.
Birkaç gün üst üste şu meşhur "En iyi 1o" adreslerinde karnımızı doyurup ceplerimizi boşalttıktan, çoğunda hiç de memnun kalmadıktan sonra, Mimi'nin Bozcaada tatil arkadaşı, dünyalar tatlısı Ceren'le Cunda'da da karşılaşıp, annesinden bu harika restoranın tavsiyesini aldık.
Baktık, Girit yemekleri...
Biz daha ne isteriz?

Şirin bir eski taş Rum evi, güleryüzlü, titiz mi titiz, becerikli mi becerikli bir kadın, pazardan alınmış tazecik sebzeler, anlatılamaz-doyulmaz güzellikte yemekler ve makul bir hesap...
Tanıştırayım: Emine Hanım'ın Girit yemekleri ile oluşturduğu Lal restoranı..

İki gün üst üste gittik ama tüm çeşitleri deneyemedik elbette. Üstelik yediğimiz herşeyin tazeliği, lezzeti damağımızda kaldı.
"Kekikli kuzu etini" Mimi sildi süpürdü, "Girit böreği" tekrar, tekrar sipariş edildi, "kabak çiçeği dolması" yediklerimin en lezzetlisiydi. Sipariş ettiğimiz otların hepsi, Girit usulü bamya ve tüm zeytinyağlılar annemden TAM not aldı.
Emine hanım, minik müşterilerini bile düşünerek, onlara ekşili köfte hazırlamıştı. Aynı anne yemeği gibiydi.
Ama benim favorim, yukarda görmüş olduğunuz kaşarlı kabak oldu. Bu kabakların hepsi sadece bir parmak kadar. Tahminim, içerisinde sadece kabak, sarmısak, dereotu, zeytinyağı ve kaşar var. Bu kadarcık malzeme ve :
Böyle bir lezzet yok!


Ve işte bütün bu harika lezzetleri mutfakta tek başına hazırlayan, dünya şekeri Emine Hanım.
Belki bu yaz geçti. Ama olur da seneye Cunda'ya yolunuz düşerse, bu adresi atlamayın. Mideniz bayram etsin.
Ve sakın ola, şu "en iyi 10" bilmemnelerine kanmayın...

Lal Restoran (Girit Muftağı)
0266 327 2834
Altay Pansiyon yanı
Cunda adası- Ayvalık

Konuyla fazla alakası olmayan notlar:
Uzun süredir yeni yemek tarifi veremedim biliyorum. Bunun sebepleri arasında;
  • Mimi'nin okulunun bir hafta kapalı olması,
  • Tatil dönüşü, bu sefer de yardımcımın tatile çıkmış olması,
  • Blog yazı ve resimlerimin kopyalanması sonucu, geçmiş bütün resimlerime yazı eklemeye çalışıyor olmam ( bu uzun süren, sıkıcı ve teknik olarak çok donanımlı olmadığım işlerde sevgili Deniz olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Onu öpüyor ve bütün yardımları ve güzel dostluğu için çok teşekkür ediyorum)
  • Evin boya ve tadilat işlerine başlamak üzere fiyat vs araştırma, dekorasyon, tasarım işleri
ama en önemlisi:
  • Kızkardeşimin İngiltere'ye yerleşmek üzere Ankara'dan ayrılışının yarattığı ruh boşluğu

01 Ağustos 2007

Yemek. Name



Sevgili Devletşah'ı çoğunuz tanıyorsunuz. Ben de onu çoğunuz gibi internetteki,-son derece profesyonel olduğunu düşündüğüm- yemek sitesi ile tanıdım. Görselliği, tasarımı, çizgisi, içeriği o kadar başarılıydı ki, sürekli takip etmeye başladım.
Derken bu cin gibi kadın Ankara'ya geldi. Arkadaşım oldu. Onu çok sevdim. Bir yıl sonra, İstanbul'a dönüşünde kalbimde koca bir boşluk bırakacak kadar.

Telefon görüşmelerimizden birinde bana gizli projesinden bahsetti. Sen de varsın dedi. Hiç tereddüt etmedim, varım dedim. Biliyorum ki bu cin gibi kız, ne yaparsa tam yapar.

Ve yaptı da!
Huzurlarınızda, Türkiye'deki ilk aylık sanal yemek dergisi: Yemek.Name.

Bilgisayarınıza indirerek, istediğiniz zaman açıp okuyacağınız şekilde tasarlanmış.

İçeriği çok keyifli ve çeşitli. Ben de, tasarımcı kimliğimle, dergide yerimi aldım. "Yeme(k) Sanatı" sayfalarında, değişik sunum tekniklerini, görsel kriterleri, etiket kurallarını, kısaca yemek yemeği sanat haline getiren ne varsa paylaşmaya, aktarmaya çalışacağım.

Bu güzel fikin sahibini, gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.
Sevgili Devletşah ve Barış, harikasınız!

02 Temmuz 2007

Sonunda!

"Resimlerim" sayfasındaki sergilerimi, hikaye ve müzikleriyle yayınlamayı ne çok istediğimi bu bölümü izleyemiş olanlar biliyorlardır mutlaka.
Resimlerin orijinal kalitelerini katletmiş olsam da, bunu sonunda başardım!

Hem de baştan çok kızmış olduğum ama bu vesileyle de kendisini hemen affettiğim Windows Vista sayesinde:) Bu programı kullandıkça ve özelliklerini keşfettikçe daha da çok seviyorum. (Aynı şeyi bir de kablosuz internet bağlantısı için söyleyebilsem:(

"Quo Vadis? "ve "Yaşam ve Masal" sergilerimin sesli sunumlarını, dilerseniz kendi sayfalarından ya da buradan izleyebilirisniz.
(resimler film haline getirilnce, renk kalitesi oldukça bozuldu, detaylar belirsizleşti, yani resimlerin asıllarının bunlarla uzak-yakın alakası yok aslında. Ama temalarını belirginleştirebilmek adına, bu videoları yapmak benim için önemliydi)


Quo Vadis?


Yaşam ve Masal,

11 Haziran 2007

Siz hiç podiatriste gittiniz mi?

Podiatristiniz var mı?
Benim var. İyi ki de var.

Ben şimdi bu yazıyı niye yazıyorum?
  1. Ondan henüz haberi olmayıp da, ihtiyacı olan pek çok kişi bulunabilir. Yazım, bu konuda sıkıntısı olan insanlara ilaç gibi gelecektir.
  2. Bu çok tanınmayan ama ihtiyaç bulunan branşın tanıtımına bir nebze olsun katkım olabilir.
  3. İşini bu kadar bilgi, beceri ve saygıyla yapan insanları herkesin tanıması gerekir.
Podiatri; Ayak bakımı ve ayak sağlığı ile ilgili tıbbi bir branş. Bu branşın eğitimini almış diplomalı uzmanlara ise Podiatrist deniliyor.
Sevgi Çorapçı, Türkiye'deki ilk ve şimdilik tek podiatrist.
Yıllarca canım feci yanarak, pedikürle çözülmeye çalışılan sıkıntılarıma bir çırpıda ve hiç acısız son verdi. Yıllardır peşini bırakmıyorum:) Bu konuda sıkıntısı olanlar beni anlayacaktır. Ankara'daki Ayak sağlığı merkezi'nde ayaklarınızdaki her türlü problemi tedavi ediyor. (Link verdim ama maille soru göndermeyin lütfen, cevap veremiyor. Çünkü gerçekten buna vakit ayıramıyor)
Ayaklarınızdan herhangi bir şikayetiniz varsa, ya da şeker hastasıysanız, yurtdışında bu işin eğitimini almış, işini büyük bir disiplin ve titizlikle yapan Sevgi Hanım'ı size gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Bu aralar
merkezde, hastalarının yoğun ısrarı üzerine el bakımına da başladı.
Mavala el bakımı uygulanıyor. Ancak el bakımını Sevgi Hanım kendisi yapmıyor: "Benim işim sadece ayak" diyor.
Mavala bakımve manikür uygulamasını, Zeynep adında güleryüzlü çok şeker bir genç hanım uyguluyor.

Ben geçenlerde ilk defa denedim ve gerçekten memnun kaldım. Hiç kesme yapılmadan uygulanması son derece sağlıklı bana göre. Ürünleri zaten biliyorsunuzdur, pek çok sorunun tedavisine yönelik kalıcı çözümler sunan, çok geniş yelpazde ve kaliteli ürünler.
Sonunda yapılan el masajı ise herşeye değer:))

Bunları şunun için yazdım: Bu ismi bir yere not edin. Gün olur da bir gün sizin ya da tanıdığınız birinin ihtiyacı olursa, hayat kurtarır.
Tavsiye ederim.

16 Mayıs 2007

Suyunu Boşa Harcama


Ankara da "susuz bir yaz " başlıyor.
Ve ne yazık ki bu saatten sonra bu gidiş kaçınılmaz görünüyor. Barajların hali ortada; mevsim anormali sıcaklar da.

İlk çığlık İç Anadolu dan geldi. Sanmayın ki diğer yerler rahat. Sıra bütün bölgelere gelecek. Yetkililer her ne kadar da "Sıkıntı önemli boyutlarda değil" diye gözümüzün içine baka baka yutturmaya kalksalar da, sorun tüm dünyanın sorunu.
Ve tehlike öyle böyle değil; çok ama çok büyük.

Sadece 180 günlük su kaldığı söyleniyor: Yani Ağustos sonu Ankara da su TAMAMEN yok olacak. Bu felaketi hayalinizde canlandırabiliyor musunuz?
Boşverin canlandırmayın, nasıl olsa yaşayıp göreceğiz.
Önlemler alınmaya başlandı: Şimdilik hortumla arba yıkamak ve bahçe sulamak yasaklandı.
Sonra?
Sonrasını kimse bilmiyor ve bunun için bir plan yok..

Aylardır her yerde yazılıp çiziliyor. Ne kadar ciddiye aldık göreceğiz.
Ama bu birkaç aylık iş değil, yıllardır doğaya fütursuzca zarar verip, dünyanın dengesini hep birlikte ve cömertçe bozan biz değil miyiz?
Çocuklarımızın yüzüne hangi yüzle bakacağız şimdi?

Şu saatten itibaren hepimiz bu konuda sorumluyuz. Küçük de olsa dikkatlice alacağımız bazı önlemler, alt alta toplanınca büyük miktarlarda suya denk geliyor.
Bunları yapmak hepimizin görevi diye düşünüyorum.
Tema Vakfı bu konuda güzel bir site hazırlamış; açılması biraz uzun sürüyor ama beklemeye değer. Lütfen okuyun ve üzerimize düşeni hep birlikte tartışalım, uygulayalım.

05 Mayıs 2007

Pazardan..

Bir ekleme: Bu haftaki DDD etkinliğinin ev sahibi sevgili Münevver.
Münevver, büyük harflerin kullanımı ile ilgili son derece faydalı hatırlatmalar yapıyor. Okumanızı tavsiye ederim.


Bu kadar çok yapraklı yemek yapınca, tabi ki yaprak stoğum tükendi.
Hemen perşembe gününü bekleyip, bir koşu pazara, yaprak almaya gittim.. Giderken fotoğraf makinamı yanıma almayı bu sefer unutmadım neyse ki.. Çünkü epeyi bir süredir sizlerle tanıştırmayı istiyordum onu.
"İnternette çıktığını" biliyordu çünkü "internetten gelen müşterileri " vardı. Ama fotoğrafını çekmek istediğimde yine de heyecanlandı, yanakları kızardı..
Kimin mi?
Peynirci Hacer hanımın.Hacer Hanım, çeşitli peynirler, kendi hazırladıkları çeşit çeşit yöresel zeytinler, salça, turşu, zeytinyağı, salamura yaprak gibi pek çok ürün satıyor tezgahında. Çoğu zaman, aydınlık ve güleryüzlü ailesi ile birlikte, bazen de dönüşümlü duruyorlar tezgahlarının başında. Bildiğim kadarıyla ürünlerin tamamına yakınını Balıkesir yakınlarındaki köylerinde kendileri üretip, hazırlayıp getiriyorlar.
Kendisini yıllar önce ilk defa, enfes lor peyniri sayesinde tanıdım. Bir Giritli torunu olarak, onun sattığı tam tuzsuz lor peynirinin üzerine lor tanımam. Eğer gerçek bir lor peyniri tatmak isterseniz, bir koşu 100. yıl pazarına gidin derim.
Sonra, kendi topladığı ve yaptığı salamura yaprak ile tanıştım. Tül gibi yumuşacık yapraklar ne kadar lezzetli anlatamam.
Ancak almaya gittiğimde tabi ki bitmişti, yenisini hazırlayacaklarını söyleyip sipariş aldılar. Ankara dakiler; bence bir an önce gidip siparişinizi verin.
Sipariş vermeseniz de, bu güler yüzlü, müşterisine dost muamelesi yapan güzel aileye bir "merhaba" diyin nefis peynirlerinden, zeytinlerinden tadın.
İnsanları kazıklamak yerine, iyi ürünü sunabilmenin peşinde olan, sayıları çok az kalmış dürüst satıcılardan biri onlar.
İkinci tanıştırmak istediğim kişi: Şevket Yardımcı. Ama eğer Ankara da yaşıyor ve enginar da seviyorsanız, zaten onu tanıyorsunuzdur. Şevket bey sadece enginar satar. Çeşitli denemelerden sonra en iyi enginarı onun sattığına karar verdim. Ben karar verene kadar herkes çoktan biliyormuş zaten:)
Bütün pazarlara gittiğini söyledi.
Üçüncü kişi Osman Kurt.
Osman, yeşillikler satan bir tezgahta.İyi bir pazarlamacı o.
"Abla bu çok faydalıdır", "yoğurtlusu sarımsakla çok güzel olur" diyerek, kimi zaman hediye etti, kimi zaman haberim olmadan torbaya attı, ne yaptı ama yaptı; semizotunu sevdirdi bana:)
Zaman zaman değişik otlar da getiriyorlar, yazın ortalarında da kendi bostanlarının ürünlerini getirmeye başlıyorlar ki işte onlar çok güzel.
Sizleri bahar pazarıyla başbaşa bırakıyorum. Biliyorum yurt dışındakiler kızacak bana:) Ama bu verimli topraklarda bahar böyle taze taze işte..
Ne diyelim; bu güzel topraklarda tarımı teşvik edeceğine köstekleyen devlet büyüklerine gitsin sözüm...

Not: Aşçı yamağı Mimi yayında

06 Nisan 2007

Ankart2007 veee Süper muffinler!!

Bulut geçti..
Sakinleştim..
Bunda en büyük pay sevgili "görgü tanığı"mın ve sevgili Defne nin:)
Her ikisini de tanımaktan gerçekten büyük mutluluk duydum.
Onlar, etrafta gezen milyonlarca "kazma"ya inat, pırıl-pırıl ,ışıl-ışıl güzel insanlar. Benim günümü de öylesine aydınlattılar ki, her ikisine de çookkk teşekkür ederim.

Tepemdeki kara bulutun gittiğini varsayarak, artık güzel şeylerden bahsetmek istiyorum. (Bu arada Mimi nin sayfasında da komik bir anı sizleri bekliyor)

Önce bir duyurum var:
ANKART2007 başlıyor.
2007 Ankara Sanat Fuarı,
Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi,
Kennedy Caddesi No 4, Kavaklıdere -Ankara
9-15 Nisan 2007,
Saat 11-20.00 arası

Amblemi de yayınlamak isterdim ama resim formatını vermemişler. O yüzden sadece link yayınlayabiliyorum. Dilerim geçtiğimiz yıldan daha zengin bir fuar olur. 2006 fuarı bana pek tatmin edici gelmemişti açıkçası. Ruhumuzun da beslenmeye ihtiyacı var değil mi?

Bu kadar yazıdan sonra biraz da mideyi şenlendirelim. Yine bir muffin tarifi, yine aynı kitaptan. (Women's Weekly Cookbooks- Muffins Scones & Breads)
Ancak bu seferki tarif şu ana kadar denediklerim içinde EN beğenileni oldu. Acayip birşey, muffin sevenlere şiddetle öneririm.
Üstelik hazırlaması çok çabuk ve kolay, 20 dakikada hazır..


Turunçgil ve Haşhaş Tohumlu Muffin

Malzemeler:
12 adet için - büyük muffin kalıbı ile,
24 adet için - küçük muffin kalıbı ile (ben küçük kalıp kullanıyorum)

  • 125 gr yumuşak margarin ya da tereyağı (90 gr kullanabilirsiniz)
  • 1 adet limonun rendelenmiş kabuğu
  • 1 adet portakalın rendelenmiş kabuğu
  • 1 adet lime ın rendelenmiş kabuğu *
  • 2/3 cup (150 gr) toz şeker
  • 2 adet yumurta,
  • 2 cup ( 300 gr) elenmiş un
  • 1 paket kabartma tozu,
  • 1/2 paket vanilya,
  • 1 cup (250 ml) süt
  • 1/2 limonun ya da lime ın suyu
  • 2 çorba kaşığı haşhaş tohumu

*Not: Lime, yeşil limona çok benzeyen , ama kokusu biraz daha farklı bir turunçgil. Ankara da Real ya da Bülten sokaktaki Doğan Market te bulabilirsiniz. Bulamazsanız yerine limon kullanabilirsiniz elbette.


Yapılışı:

Geniş ve derin bir kaba yukarıdaki sıra ile tüm malzemeleri ekleyin.Eklerken bir yandan da mikserle orta devirde iyice karıştırın. En son haşhaş tohumlarını ekleyin ve karıştırın.Yağlanmış muffin kaplarına paylaştırıp, 180 derece ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişirin.

(Büyük muffin kapları için süreyi belki biraz daha uzatmanız gerkebilir. Kürdan testi ile süreyi ayarlayın.)

..........*................

Şimdi size, hafif yağmurlu, ama bahar kokan bir Ankara gününde,

yumuşak, rahat koltuklarda, bu güzel muffinlerden ikram ediyorum.

Biraz ıslanmışsınız? Olsun bahar yağmuru iyidir, şimdi ısınırsınız..

Kahve, çay, bitki çayı, ne alırdınız?..................

Hepinize iyi tatiller, yanınızda, civarınızda hep iyi insanlar olsun

29 Mart 2007

Toplumsal Uzlaşmaya Çağrı


Genelde sayfamı yemek konumla sınırlı tutmaya çalıştıysam da , zaman zaman dayanamayıp konu dışına çıkıyorum.

Bugün de onlardan biri.

Önümüzdeki günlerde ülkemizi çok önemli günler bekliyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Kimimiz endişeli bir bekleyiş içinde sessiz çoğunluğu oluşturuyor, kimimiz bulabildiğimiz platformlarda fikirlerimizi seslendirmeye çalışıyoruz.
Ben, dayatmalardan, "Ben yaptım oldu " lardan ölesiye nefret ediyorum.
Ortada eğer bir çoğunluk varsa, elbette çoğunluğun kararı önemli. Ama ne istatistikler, ne seçim sonuçları böyle bir çoğunluğa işaret etmiyor.
Bu yüzden yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için TOPLUMSAL UZLAŞMA istiyorum.

Geçenlerde Bilkent Üniversitesi'nde konu ile ilgili bir söyleşide öğrenciler eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel e "ODTÜ lüler nerede?" diye sormuşlar.
Bence bu soruyu sormak bile ayıp, çünkü cevabında demezler mi adama "Bilkent liler nerede?" diye..
Ama Sayın Demirel onun yerine " Evet, sahi ODTÜ lüler nerede?" diye sormayı yeğlemiş.

ODTÜ burada sevgili arkadaşlar. Odtü mezunlar derneği, kurduğu "Toplumsal Uzlaşma Platformu" ile yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aylardan beri, tavrını net bir şekilde ortaya koyuyor, tüm toplumu toplumsal uzlaşmaya davet ediyor.
Olabilecek en demokratik, en medeni, en saygılı ve sağduyulu biçimde bildiriyor tavrını, ve çözüm önerisini.
Ve bugüne kadar görülmemiş bir sivil toplum desteğini alıyor bu platform.
Ama taşlı- sopalı, kavgalı-dövüşlü değil, demokratik biçimde yapıldığı için çok göze batmıyor sanırım.

Bu hareketi web sayfasından izleyebilir, -ODTÜ lü olun ,olmayın- bir Türk vatandaşı olarak, bu önemli ve büyük çağrıya dilerseniz destek verebilirsiniz.
Ben bugünden itibaren, konu hakkındaki düşüncemi belirtmek üzere "Toplumsal Uzlaşma" amblemini sayfama taşıyorum, ve verebileceğim her türlü bireysel desteği veriyorum.

15 Mart 2007

Aldım Kullandım Sevdim

Yeni bir oyun daha. Sevgili Defne sobelemiş. Ona çok teşekkür ediyor, sevgilerimi yolluyorum.
Bu seferki oyun daha da doşuma gitti. Kullanıp beğendiğimiz objeleri örnekliyoruz.

Kendi oyunumda, bu örneklemeyi mutfakta kullandıklarımla sınırladım.

Bir düşündüm de, ne çok farklı alet-edevat var mutfaklarımızda. Kaçının doğru dürüst işe yarar kullanıldığı da ayrı konu.

Bu aşağıdaki minik aletler benim için pekçok büyük ve pahallı mutfak aletinden daha çok işe yarıyor. Sürekli elimin altındalar ve hayatımı kolaylaştırıyorlar.
Sol üstten başlıyorum:



Kavanoz kapağı açıcı: Hiçbir kavanoz bu alete dayanamıyor.
Mini rende: Özellikle peynir için ideal. Yıkaması da kolay.
Ahşap limon sıkıcı: Çekirdek konusu biraz problem olsa da, çok pratik bir alet.
Çekirdek çıkarıcı: Tuzlu Muffinlerde kullanılan zeytinler için ideal. Salatadaki zeytinler Mimi ye sürpriz yaratmasın diye çekirdeksiz tercih ediliyor:)
Fasülye kılçığı soyucu (minik sarı alet) Aynı anda hem yan kılçıkları çıkartıyor, hem fasülyeyi boydan ikiye kesiyor.
Sarmısak değirmeni: sarmısağı çok güzel eziyor. Ama bu aralar az kullandığım için minik rendeyi tercih ediyorum.
Dekoratif soyucu (sarı ) 3 değişik iş yapıyor. Çikolata rendesi, top şekil verici uç, çizgili kabuk soyma ucu.
Ve huzurlarınızda en sevdiğim mutfak objem: DOMATES KABUĞU SOYUCU. Harika bir alet. "Domatesi sıcak suya koydun, kabuğunu kazıdın, çok kolay oldu", falan filan bunlar hikaye.. Bu acayip bir alet.

Bence bulduğunuz yerde hiç düşünmeden alın.


Salatalık soyucuya benzeyen bu alet, aslında jülyen doğrayıcı. Özellikle sushi yaparken çok ama çok işime yarıyor. Harika jülyen havuç, kabak, salatalık kibrit patates doğruyor. Süslemeler yapmak için de ideal

Onsuz ne yapıyormuşum dediğim aletlerden birisi: Döküm Demir ızgara tavası. Izgaraların tadı gerçekten çok farklı ve lezzetli oluyor. özellikle de köfte.

Bu kağıt çay poşetleri sayesinde nefret etmeden çay yapabiliyorum. Demlik temizleme derdinden kurtardı.Üstelik kendi zevkime göre karışımları önceden poşetleyip büyük cam kavanoza depoluyor,her sabah pratik çay demliyorum. Bitki karışımları hazırlamak için de ideal.

Müthiş baharatlar serisi Nomu larım. Onlar yokken ne yapıyordum bilmem. Haşlanmış makarnayı bile müthiş bir lezzete dönüştürebiliyor.
İnternetten sipariş ettim 2 günde geldi.


Bunlar aslında buzdolabı magneti olarak satılıyor. Boyutları parmağım kadar.Fakat o kadar kullanışlılar ki. Sağdaki ile muskat ya da sarmısak rendeliyorum. Soldaki limon kabuğu rendesi o kadar keskin ve kullanışlı ki, çok iyi bir marka olduğu iddia edilerek satılan rendemi hiç bir işe yaramadığı için çöpe attım, sadece bunu kullanıyorum.

Salatalarımın vazgeçilmez ikilisi:
Plastik yeşillik bıçağı: Tamamı plastik olduğu için yeşiklliklerin vitaminlerine zarar vermeden doğruyor. Şaka maka öyle güzel kesiyor ki..
Bunun adına ne diyelim? Salata kurutucusu: Malum, salataların çok daha lezzetli olabilmesi için yaprakların kuru olması gerekiyor. Ayrıca yıkıyıp tamamen kurutulan yapraklar, poşetlerde bozulmadan buzdolabında saklanabiliyor. Çok basit ama çok yararlı bir alet.

Ayrıca elimin kolumun bir uzantısı haline gelen düdüklü tencerem,
sayesinde artık korkmadan yoğrulmuş hamurla tarifler yapabildiğim ekmek makinam. (bunların da artık resmini çekmeyim dedim. Zaten Mimi geçen gün bana,"anne çok acayipsin neden bıçakların resmini çekiyorsun ki?" dedi)

Gelelim sonuncuya:



Her sabah güne onlarla başlıyorum, hergün en az bir kez dokunuyorum:
Bodum kahve presim, ve kahve kavanozum.
Bu dünyadaki en değerli kahve kavanozu çünkü; ilk anneler günü hediyem. Kızımdan bana..

Ben bu oyunda kimseyi sobelemiyorum, sobeleme hakkımı yakında anlatacağım başka bir oyuna saklıyorum.

06 Kasım 2006

Free hug

Deminki postayı yazarken uzaklardan, çok ama çok sevdiğim bir arkadaşımdan bu video geldi. Arkadaşlık diye buna derim ben, ruh okuması... Tam zamanında ilaç gibi geldi bana. O kadar sevdim ki sizlerle de paylaşmak istedim. Bu videoyu izlediğimden beri Beatles ın bir şarkısı çınlıyor kulağımda " All you need is LOVE"
Sağol Demet ciğim, iyi ki varsın!

mutlaka izleyin derim:

http://www.youtube.com/watch?v=vr3x_RRJdd4&eurl=

18 Ekim 2006

Salome


Dün akşam Salome ye gittim. Oyun Ankara Devlet Tiyatrosu nun eseri. Ben iyi bir sanat yapıtı karşısında ruhumun , beynimin temizlendiği, arındığı duygusuna kapılanlardanım. Çok emek harcanmış, ince ince, detay detay, işlenmiş işler, kendini en çok bir sanat yapıtında hissettiriyor. Salome böyle bir oyun.

Tiyatro eleştirisi yapmak haddim değil. Ben sadece bir izleyici olarak böylesi bir titiz çalışmanın bende bıraktığı izlenimi aktarabilirim ancak.

Yönetmen Müge Gürman ı tüm kalbimle kutluyorum, izlenmesi çok zor bir eseri öylesine sahneye koymuş ki herşey dört dörtlük. Minimum dekor içerisinde kostümlerin görkemi adeta bir dekor etkisi yapıyor. Aynı şey ışıklandırma ve müzikler için de geçerli; anlatımı destekleyen zenginleştiren bir şölen.
Oyunun tamamı farklı ve abartılı bir vücut dili ile oynanıyor. Salomeyi oynayan Burçak Işımer ve Heroidas Pelin Dikmenoğlu muhteşemler.

Çok farklı bir dramatik kurgusu var oyunun. Şiirsel anlatım dili nedeniyle bence izlenmesi oldukça zor, ancak dedim ya yönetmen işi o kadar ustalıkla kotarmış, oyunu öyle güzel bir yaratıcılıkla sahnelemiş ki 2 saat nasıl geçiyor anlamıyorsunuz.


Tek kelimeyle muhteşem. Tiyatro seviyorsanız mutlaka ama mutlaka izleyin derim.