sosyal sorumluluklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal sorumluluklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2008

Dünyayı Güzellik Kurtaracak

doctus

Bloglararası oyunlara katılmayı pek beceremediğimi daha önce yazmıştım. Fakat sevgili Devletşah, öyle bir "mim" yaptı ki; bunu bir oyundan ziyade, sosyal bir sorumluluk olarak değerlendirerek, katılmaya karar verdim.
(Katılmakta her zamanki gibi geciktim, bunu umarım artık yadırgamıyorsunuzdur:)

Doctus forum sitesi, internette çocuk istismarı ile ilgili bir konu açmış. Bu başlık altında, her türlü çocuk istismarı ile ilgili, oldukca detaylı ve ciddi forum alt başlıkları oluşmuş.
Duyurularını bir kampanyaya dönüştürmek adına da, Dünyayı Güzellik Kurtaracak adlı bu "Mim"i başlatmışlar.

Kampanyanın, Ankara Üniversitesinden, Doktor Betül Ulukol tarafından yönetildiğini ve bir çok devlet kurumu tarafından desteklendiğini, bu konudaki gerekli kanunların acilen çıkarılabilmesi adına, yaptırım gücü elde etmeye çalışan ciddi bir proje olduğunu belirtmeden geçmeyeceğim.

Lütfen yukarıdaki linkleri okuyarak, konu ve kampanya hakkında bilgi edinin. Amaç sadece oyunun kendisi değil, bu bilgileri yayabilmek.

.................

Kendi çocukluğuma dönersem:

Çocukluğumla ilgili çok fazla şarkı hatırlıyorum, ama hangisini ilk duyduğumu ne yazık ki bilemiyorum. Beni en mutlu eden, hoşuma giden ve neden olduğunu bilemesem de, özel olduğunu düşündüğüm şarkı, anneannemin öğrettiği , Dede efendiye ait, "Yine bir gülnihal" adlı şarkı.

"yine bir gülnihal aldı bu gönlümü
sim
ten, gonca fem, bibedel ol güzel
ateşin ruhleri yaktı bu gönlümü
pür eda, pür cefa, pek küçük, pek güzel

görmedim kimsede böyle bir dilrüba
böyle kaş, böyle göz, böyle el, böyle yüz
aşıkın bağrını üzmeye göz süzer
el aman, pek yaman, her zaman, ol güzel"

Zinciri koparmamak adına ilk defa ben de oyuna arkadaşlarımı davet ediyorum.
Eğer hala davet edilmedilerse, harika anneler Sevgili Canan, Sevgili Nükhet, Sevgili Papatya,
Ve geleceğin harika annesi Sevgili Defne,
Katılır mısınız?

Sanal ortamdan gerçeğe dönecek olursak,
çocuk istismarını durdurmak ya da çocuklar için çok daha fazlası için çalışan, yüce gönüllülerin derneği "Ana Yüreği" ni buradan tekrar hatırlatmak isterim.
Tamamen gönüllülük esasına dayanarak çok büyük işler başarıyor, minik kalpleri sevgiyle ısıtıyorlar.
Hepimizin çocuklar adına yapabileceği birşeyler var/OLMALI....

ÇÜNKÜ, DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK.

15 Ekim 2007

Blog Hareket Günü



Bugün çok özel bir gün.
Blog hareketi var bugün. Yani (bu harekete katılmak isteyen) Web’deki bütün blogcular bugün, herkesin tek bir önemli soruna kafa yorması için bir araya geliyoruz.
Sorunumuz, konumuz: ÇEVRE.




Tüm blogcular kendi konularımızı çevre ile ilgili olarak yazıyoruz bugün. Amacımız herkesin daha iyi bir gelecek için konuşmasını sağlamak.
Ben çevrenin kirliliğini yazmak istiyorum:

Nerede yaşıyor olursak olalım, etrafımıza baktığımızda ne çok kirlilikle birlikte yaşamak zorunda olduğumuzu fark ediyoruz.

Bir bakalım mı?

Sularımız:

İmarsız, düzensiz ve konrtolsuz yapılaşma sonucu sularımız tarımsal, endüstriyel ve hatta evlerimizin atıklarıyla kirlenmekte.
Yapılaşmaya açılan ve zaten kirlenmiş olan su havzalarımız, küresel ısınmayla birlikte azalmakta, böylelikle kirlilik oranı iyice yoğunlaşmakta.
Mevcut su kaynaklarımızı koruyamadığımız gibi, elimizdeki yağmur suyu, ya da atık su gibi kaynakları, kullanıma yeterince çevirememekteyiz.

İçilebilir ÇEŞME SUYUnun şişelenmiş PET sulardan 150 kez daha ekonomik olduğunu, bu suların kirlenmesi halinde arıtma maliyetinin kişi başına 40 dolar civarında olduğunu ve 1 kg kirleticinin uzaklaştırılması için 1 kwh enerji harcanması gerektiğini, üstelik bu dezenfeksiyonlar sonucunda da bir takım istenmeyen yan ürünler çıktığını biliyor muydunuz?

(Doğada var olan suyu kirletmeyelim ve verimli kullanalım.
)


KATI VE TEHLİKELİ ATIKLAR
(İnşaat atıkları, çöpler, toksik endüstriyel atıklar vs)

Her ne kadar ortalıkta görünmediğini ya da etrafımızda bulunmadıklarını düşünürsek düşünelim, onlar her yerdeler. Çünkü bu atıkların geri dönüşümü düzenli, verimli ve disiplinli şekilde yapılmamakta.
Her yıl ülkemizde bir yerlerde zehirli varillerin bulunduğu haberlerini hatırlarsınız. Bunlar farkına varabildiklerimiz. Peki ya farkına varılamayanlar? Bu çöplerin yakınımızda bulunmuyor olmaları, bize zarar vermeyeceği anlamına gelmiyor. Bulundukları yerde kirlettikleri topraklarda ya da sularla yetişen besinlerle, zehirlerini bize taşırlar.
Tehlikesiz olsa da, inşaat ya da maden atıkları doğada uzun süre yok olmayışları, kontrolsuz her yere atılmaları sonucu etrafımızı sürekli kirletmekte

(Gözden ırak çöp ve atıklar gönülden ırak kabul edilmemeli, vahşi depolama alanları yerine, sızdırmaz tabanlı çöp depolama alanları inşa edilmelidir).

HAVA KİRLİLİĞİ

Taşıtların eksozundan, filtresiz fabrika bacalarından, konutlarda kullanılan kalitesiz yakıtlardan, enerji santrallarından havaya yayılan kirlilik, çevre kirlilikleri içinde sanırım en gözle görünür olanı.
Kirletici gücü yüksek, kalitesiz ya da yanma verimi düşük eski tipteki yakıtların kullanılması, doğru yanma yöntemlerinin seçilmeyişi sonucunda, soluduğumuz havaya yoğun bir kirlilik karışmakta.
Eski ve bakımı yapılmamış taşıtların yaydığı egsoz dumanı, toz oluşturucu diğer işlemler için yeterli önlemlerin olmayışı, kişilerin bilgisizliği, eğitimsizliği ve konuya önem vermemesi de kirliğe katkıda bulunan faktörler

(Kaliteli yakıtlar, verimli yakıcılarda bilinçli yakılmalıdır. Yakıcı ve taşıtların yenilenmesi ve bakımları sürekli yapılmalıdır).

GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ
(İnşaat sektörü, eğlence sektörü, uçaklar, trenler, otomobiller vs)


Tüm çevre kirlilikleri içerisinde, gündelik hayatta fiziksel olarak en çok tolere edebildiğimiz kirlilik bu galiba. Yeterli yönetmelikler ve uygulamalar olmadığı için bu kirliliğe daha uzun süre katlanmamız gerekecek. Şu aşamada tek alınabilecek önlem: ses izolasyonuna önem vermek.

KOKU KİRLİLİĞİ
(Çöplük yangınları, orman yangınları, kağıt fabrikaları, hayvan barınakları, şeker fabrikaları, balıkhaneler ve kesimhaneler vs)

Koku rahatsızlığı kişiden kişiye değişse ve kokuyu ölçmesi oldukça zor olsa da, yaşadığımız yerdeki koku kirliliği gündelik yaşamı zorlaştıran faktörlerden birisi.

Yukarıda sayılan tüm kirliklere " insan faktörü"nü eklemek çok da yanlış olmayacak. Hatta belki de listenin en başına.
Çevrenin, insanın yaşamındaki önemini göz ardı etmesi sonucu ortaya çıkan bu kirlilikler, yine insanın, eğitimi ve bilinçlenmesi sonunda aşılabilecektir.

Çocuklarımız çevre bilinci ve doğa sevgisi ile yetiştirebilirsek, sonraki nesilleri kurtarabiliriz ancak. Tabi onlara doğa adına kirlenmemiş birşeyler bırakabilirsek..
Çocuklarımıza vereceğimiz en etkili eğitim ise, onlara çevre konusunda duyarlı rol-modeller olabilmektir.
Ne zaman çevre ile ilgili bir konu açılsa, aklıma gelen sözle bitirmek istiyorum yazımı:

"Dünya bizim değil, biz onu çocuklarımızdan emanet aldık"


Ekleme:
Çok sevdiğim arkadaşlarım Papatya ve Deniz'in "Blog Hareket Günü" yazılarını okudum. Onlar gibi arkadaşlara sahip olduğum için yeniden mutlu oldum. İkisi de kişiliklerinin ve yaşam tarzlarının parçası haline gelen bu duyarlılığı öylesine güzel aktarmışlar ki.
Ve bu yazılarımızın hepsi birleştirilip okunursa, çok daha kapsamlı bir anlatımın ortaya çıkacağını düşündüğüm için sizlere de tavsiye ediyorum.
Özellikle sevgili Deniz'in bu muhteşem yazısını sona saklayıp okumanızı öneririm:)

2. ekleme:
Bu çok güzel yazı da sevgili Devletşah'tan. Bilmeyenler varsa; o bir çevre mühendisidir.

01 Ekim 2007

Ana Yürekliler

EKLEME:
Önümüzdeki hafta Hacettepe Onkoloji hastanesi ziyareti varmış.. Bayram için göndermek istedikleriniz ya da Ana Yüreği Dolaplarına koymak istediğiniz temizlik malzemeleri vs için lütfen benimle irtibata geçin, ben sizleri yönlendiririm.
Bayram için, kek kurabiye vs yiyecekler yapıp, anne yüreğinizin sıcaklığını da içine koyup gönderebilirsiniz. Ayrıca şu doğum günü organizasyonuna bizler el atsak çok güzel işler çıkartırız gibime geliyor. Haydi mutfak blogcuları, haydi anne yürekliler...

Bir süre önce kocaman yürekli annelerden bahsetmiştim sizlere. Yaptıkları güzel şeylere inanılmaz bir tempoyla devam ediyor bu gönüllüler.

Belki "benim de tuzum bulunsun" demek ve onlara destek vermek istersiniz diye düşünerek, hızına yetişemediğim çalışmalarını ara ara buradan duyurmak istiyorum.

1-Öncelikle Sincan Yuvadaki 7-12 yaş grubundaki 70 çocuk ile Kısa Film çekmeye çalışıyorlar. Bu filmin çekiliş aşamasını da "Belgesel Film" olarak çekmeye çalışıyorlar.

2-Hastane ziyaretleri devam ediyor. Hacettepe Pediatrik Onkoloji Bölümüne yiyecek-içecek, oyuncak, kitap ağırlıklı, Dışkapı Çocuk Hastanesine giyecek, kitap, oyuncak ağırlıklı yardımlar götürüyorlar

3-Hastanelere kurdukları Ana Yüreği dolapları için temizlik malzemelerini ve yine hastanelere koydukları su sebillerinin sularını eksik etmemeye uğraşıyorlar.

4-Sincan yuvada 2 ayda bir o ayların çocukları için düzenlenen doğum günü faaliyetini düzenliyorlar (Bunun için bir komisyon kurmayı düşünüyorlar) Sanırım buradan onlara pek çok destek sağlayabiliriz, ne dersiniz?

5-Sincan yuvadaki çocuklarımız gönüllü annelerle film izlemek istiyor, derneğin vesile olup yuvada kurdurduğu sinema salonunda çocuklarımızla Cuma akşamları film izlemeye parmak kaldıran gönüllüler arıyorlar.

6-Havalar çok soğumadan dışarda bir piknik düzenleme fikirleri var "destek bulursa “neden olmasın"diyorlar"

7-Sincan yuvalı çocukları 6 Ekim akşamı yemeğe çıkarıyorlar (yer arıyorlardı-halletmişler)

8-7 Ekim’de Sincan Yuvada atölye çalışması yapıyorlar (kamera, fotoğrafçılık, sinema, senaryo, deneyimi) Amatör bile olsanız bekleriz diyorlar

2 Ekim Salı günü, öğle saatlerinde Dışkapı Çocuk hastanesini ziyaret edecekler.
Yanlarında bayram öncesi giyecek/hediye ve boyama kitabı götürecekler.
Biliyorum çok az zaman var ama destek vermek isterseniz haberleşiriz.

28 Ağustos 2007

Çiçeklerle uğurlayacağız..


Güle güle Sayın Cumhurbaşkanım.

7 yıldır her gün, örnek aileniz , örnek kişiliğiniz ve tavırlarınızla göğsümüzü kabarttınız. Atatürk ilkeleri ve devrimlerini, Ülkemizin, Cumhuriyetimizin, Halkımızın çıkarlarını herşeyin önünde tuttunuz. Ülkemi, çocuğumu kendimi güven içinde hissettim.
Görevinizin başarıyla tamamladınız, gidiyorsunuz...

Güle güle Sayın Cumhurbaşkanım,
Güle güle,

Sizi her geçen gün daha çok özleyecek ve daha çok gurur duyacağım.

27 Temmuz 2007

Sosyal Sorumluluklar

Bir kaç gündür etrafımdakilerde olduğu gibi, benim de ruhiyatım yerlerde sürünmekte.
Henüz daha gerçek yüzünü dahi görmediğimiz cehennem sıcakları, orman yangınları, ne zamana kadar süreceği belli olmayan susuzluk, bu susuzlukta her başımı çevirdiğim yerde gizlice, hortumla ve bol köpüklerle foşur foşur arabalarını yıkayan bir kesim.


Susuzluktan, yakında kendileri bitlenecek ama olsun, varları yokları canım arabaları misler gibi olsun. Bu toz toprakta, iki gün sonra yeniden leş gibi olacak ama, yine yıkar nasıl olsa. Kendisi leş gibi ter koksa da...
Gece uykumdan su sesleriyle uyanıyorum. Sitede, yan apartman kapıcısı gürül gürül bahçe suluyor. Tam bir saat! Bitti sanıyorum, bitmemiş. Bir de arabasını yıkadı elbette. Aynı metodla!!
Belediyeyi arıyorum gecenin ikisinde, haliyle cevap yok.

Çok canımın acıdığını hissediyorum. İnsanlara çok kızıyorum, hatta umudumu neredeyse tamamen yitiriyorum. Kendimi çok ama çok yalnız hissediyorum bu ülkede.


Derken posta kutumda bir mail, aşina birinden.
Mimi nin okulundan bir veli, üstelik Acemi Aşçı okuru. İşiyle, yavrularıyla, yaptıklarıyla ışıl ışıl, dünyalar güzeli bir kadın.
Diyor ki:

"Benim 5 yıldır gönüllük ilkesiyle 1 yıldır da Anayüreği Çocuk ve Aileyi Destekleme Derneği (kurucularındanım) olarak verdiğimiz çabalara içiniz ısınır, beğenir sitenizde de link olarak yer verirseniz çok sevinirim.
Sitemiz www.anayuregi.org, buyrun bekleriz.

Olmaz derseniz de hiç kırılmam"

Okudum.

Bir anda bütün umutsuzluklarımdan, kızgınlıklarımdan ve yalnızlığımdan kurtuldum.
Bu güzel insanların varlığı içimi öyle bir ısıttı ki.
Arkalarında ne büyük patronlar, ne büyük paralar, ne herhangi bir parti ya da fikir.

Tek sermayeleri yürekleri.

İnsan olmanın sorumluluğunu yüreğinde yaşayan, anne yüreğindeki sevgiyi ihtiyacı olan tüm çocuklarla paylaşmaya hazır olan bu güzel insanlar karşısında saygı, onur, güven, gurur, sevgi.. Ne hissedeceğimi şaşırdım.

Onlara katılmaya karar verdim.
Sizlerden ricam, lütfen bu derneği inceleyin, izleyin ve düşünün.

Sonra siz de belki kendinizi, benim gibi, daha iyi hisseder, yalnız olmadığınızı, yakınızda bir yerlerde çok güzel insanlar olduğunu, çok güzel şeyler yaptığını fark edersiniz.
Belki siz de katılırsınız; desteğinizle, emeğinizle ama en önemlisi sevginizle. Çünkü okudukça fark edeceksiniz; en çok gereksinim buna..

Teşekkürler Figen, sen ve dostların; iyi ki varsınız!

İyi hafta sonları herkese..


16 Mayıs 2007

Suyunu Boşa Harcama


Ankara da "susuz bir yaz " başlıyor.
Ve ne yazık ki bu saatten sonra bu gidiş kaçınılmaz görünüyor. Barajların hali ortada; mevsim anormali sıcaklar da.

İlk çığlık İç Anadolu dan geldi. Sanmayın ki diğer yerler rahat. Sıra bütün bölgelere gelecek. Yetkililer her ne kadar da "Sıkıntı önemli boyutlarda değil" diye gözümüzün içine baka baka yutturmaya kalksalar da, sorun tüm dünyanın sorunu.
Ve tehlike öyle böyle değil; çok ama çok büyük.

Sadece 180 günlük su kaldığı söyleniyor: Yani Ağustos sonu Ankara da su TAMAMEN yok olacak. Bu felaketi hayalinizde canlandırabiliyor musunuz?
Boşverin canlandırmayın, nasıl olsa yaşayıp göreceğiz.
Önlemler alınmaya başlandı: Şimdilik hortumla arba yıkamak ve bahçe sulamak yasaklandı.
Sonra?
Sonrasını kimse bilmiyor ve bunun için bir plan yok..

Aylardır her yerde yazılıp çiziliyor. Ne kadar ciddiye aldık göreceğiz.
Ama bu birkaç aylık iş değil, yıllardır doğaya fütursuzca zarar verip, dünyanın dengesini hep birlikte ve cömertçe bozan biz değil miyiz?
Çocuklarımızın yüzüne hangi yüzle bakacağız şimdi?

Şu saatten itibaren hepimiz bu konuda sorumluyuz. Küçük de olsa dikkatlice alacağımız bazı önlemler, alt alta toplanınca büyük miktarlarda suya denk geliyor.
Bunları yapmak hepimizin görevi diye düşünüyorum.
Tema Vakfı bu konuda güzel bir site hazırlamış; açılması biraz uzun sürüyor ama beklemeye değer. Lütfen okuyun ve üzerimize düşeni hep birlikte tartışalım, uygulayalım.

29 Nisan 2007

Çağlayan'da..

Bugün aklım, kalbim, bütün duygularım İstanbul'da.

Otobüsler dolusu insan dün yola çıktı buradan. Ben de çok istedim, ama olmuyor ne yazık ki.. Bu sefer de ben telefonla arkadaşlarımı arayacağım ve "Anlatın bana!"diyeceğim.
Siz de anlatın olur mu?

Adım gibi eminim; çok daha kalabalık, çok daha güzel, çoşku dolu olacak. İnsanlar birbirlerine gülümseyecek, iyi davranacak. Herkes yanındaki tanımadığına karşı, hiç olmadığı kadar düşünceli, yardımsever ve kibar olacak. Kimse toplantının amacı dışında hareket etmeyecek, sağduyulu olacak. Eminim hiç bir tatsız olay olmayacak, anneler ve çocukları güven içinde orada olacak. Her yerde yalnız ve yalnız kıpkırmızı bayrağımız olacak.
Böyle olacak eminim, çünkü böyle başladı....
Evet eminim çok güzel olacak...

Gidin, yaşayın ve yaşadıklarınızı bize de anlatın lütfen.

15 Nisan 2007

14 Nisan 2007 Tandoğan Meydanı'ndan

Şu anda Ankara da acayip bir kar yağışı var.
Hava da biliyor işini:) Dün Ankara tam bir yaz günü yaşadı çünkü.
Cumartesi günü, sağım solum, önüm, arkam her taraf yukarıdaki bu görüntüyle doluydu. Bütün Türkiye den insanlarla doldu taştı Tandoğan meydanı.

Ankara dışından arayan arkadaşlarım, Tandoğan meydanındaki kalabalığın heybetini, coşkusunu ve kararlılığını televizyondan gözyaşları içinde takip ettiklerini söylüyor, "Sen oradasındır şimdi, anlat bize biraz.." diyorlardı.

Sabah saat 10 dan saat 15 e kadar eşim ve ben, o tek yürek kalabalığın ve bayrak selinin içindeydik. Yaşanan coşkuyu ne yazık ki kelimelerle ifade edemeyeceğim. Televizyonda ve basında zaten mitingin geneli hakkında bilgi sahibi olmuşsunuzdur, ben size benim yaşadıklarımdan detaylar anlatayım:
Zaman zaman nefes almakta zorlandığım bir kalabalık, mevsime hiç uymayan bir sıcak, acayip bir güneş vardı. Öyle kalabalıktı ki; yanımızdaki insanlarla ancak 20 cm mesafede durabiliyorduk.
4 saat boyunca yerimizden HİÇ kıpırdamadan durduk, çünkü kalabalığın ilerleyebileceği yer yoktu.
Son 1 saat Anıt Kabire doğru yürümeye çalıştık.

Sade meydan değil, caddeler, sokak araları her yer tıklım tıklımdı. Meğer Anıt Kabir, sabahın erken saatlerinden itibaren dolmuş. Dolayısıyla biz de dahil mitinge katılanların tamamına yakını Ata'mızın huzuruna çıkamadık bu sefer.

Gözün görebildiği HER YER bayraklarla doluydu. Büyük, küçük herkesin elinde bayraklar vardı.
Yaşlı insanların sayısına inanamadım. O sıcak ve güneş altında saatlerce kararlılıkla kaldılar. Hepsine büyük saygı ve hürmet duydum. Nasıl coşkuluydular bilseniz..
Pankartlardan, Türkiyenin HER YERİNDEN gelen insanlar olduğunu gördüm.
Farklı görüşlerden, farklı mesleklerden, farklı yaşlardan pek çok insan, sadece "vatandaş" kimliği ile oradaydı. Herkes kendini ve etrafını sadece ve sadece iletişimle öyle iyi yönetti ki, en ufak ya da büyük hiç bir tatsızlık yaşanmadı.
Son derece saygılı, kararlı, aydın ve bilinçli bir insan topluluğu demokratik yoldan hiç sapmadan fikirlerini coşkuyla dile getirdi..

Saat 11 de mitingin başlamasıyla, ti boruları saygı duruşu çağrısı yaptı.
Orada bulunan topluluk bir anda sessizliğe büründü.. Bu sessizliği tarif etmem imkansız işte, adeta nefeslerimizi duyuyorduk. (Bugün orada 1 milyon civarında insan olduğu tahmin ediliyor ki, bence bu olası bir rakam) İşte bu bir milyon insandan tek bir kıpırtı, tek bir ses çıkmadı iki dakika boyunca. Gözyaşlarımız ne kadar ses çıkarabiliyorsa işte o kadardı bütün ses.
Sonra o bir milyona yakın insan seli hep bir ağızdan İstiklal Marşını okudu, tek yürek.
Ben bu anları ömrümün sonuna dek hatırlayacağım.

Çok iyi bir organizasyon olduğunu söyleyemeyeceğim, belli ki kimse bu kadar büyük bir kalabalığa hazırlıklı değildi. Ama bu, orada "tek bir amaç için" bir araya gelmiş insanları hiç etklemedi ya da caydırmadı. Son ana kadar herkes yürüyebilme umudu ile bekledi.

Biz saat 15.30 da oradan ayrıldığımızda, topluluğun çoğu Anıt Kabir'e girebilme umudu ile hala coşkuyla bekliyordu.
Eve çok yorgun gelsem de, içim büyük umutla, güvenle, coşkuyla doluydu. Kızıma daha dik durarak sarıldım bu sefer.
14 Nisan da ben Tandoğan Meydanına kızım için gittim. Bütün ana-babalar, çocuklarının yarınları için oradaydılar.
Eğer Ankara da olup da gitmeseydim, televizyonda bu coşkuyu görünce orada olmadığıma kahrolurdum herhalde ..Bu yüzden içim çok ferah şimdi; En azından inandığım doğrular adına ben elimden geleni yaptım.

Bu toplantının, Türkiye de bugüne dek yapılanların en kalabalığı, en büyüğü olduğu söyleniyor. Tarihe tanıklık ettiğim için, orada olabildiğim için çok mutluyum, gururluyum..

29 Mart 2007

Toplumsal Uzlaşmaya Çağrı


Genelde sayfamı yemek konumla sınırlı tutmaya çalıştıysam da , zaman zaman dayanamayıp konu dışına çıkıyorum.

Bugün de onlardan biri.

Önümüzdeki günlerde ülkemizi çok önemli günler bekliyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Kimimiz endişeli bir bekleyiş içinde sessiz çoğunluğu oluşturuyor, kimimiz bulabildiğimiz platformlarda fikirlerimizi seslendirmeye çalışıyoruz.
Ben, dayatmalardan, "Ben yaptım oldu " lardan ölesiye nefret ediyorum.
Ortada eğer bir çoğunluk varsa, elbette çoğunluğun kararı önemli. Ama ne istatistikler, ne seçim sonuçları böyle bir çoğunluğa işaret etmiyor.
Bu yüzden yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için TOPLUMSAL UZLAŞMA istiyorum.

Geçenlerde Bilkent Üniversitesi'nde konu ile ilgili bir söyleşide öğrenciler eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel e "ODTÜ lüler nerede?" diye sormuşlar.
Bence bu soruyu sormak bile ayıp, çünkü cevabında demezler mi adama "Bilkent liler nerede?" diye..
Ama Sayın Demirel onun yerine " Evet, sahi ODTÜ lüler nerede?" diye sormayı yeğlemiş.

ODTÜ burada sevgili arkadaşlar. Odtü mezunlar derneği, kurduğu "Toplumsal Uzlaşma Platformu" ile yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aylardan beri, tavrını net bir şekilde ortaya koyuyor, tüm toplumu toplumsal uzlaşmaya davet ediyor.
Olabilecek en demokratik, en medeni, en saygılı ve sağduyulu biçimde bildiriyor tavrını, ve çözüm önerisini.
Ve bugüne kadar görülmemiş bir sivil toplum desteğini alıyor bu platform.
Ama taşlı- sopalı, kavgalı-dövüşlü değil, demokratik biçimde yapıldığı için çok göze batmıyor sanırım.

Bu hareketi web sayfasından izleyebilir, -ODTÜ lü olun ,olmayın- bir Türk vatandaşı olarak, bu önemli ve büyük çağrıya dilerseniz destek verebilirsiniz.
Ben bugünden itibaren, konu hakkındaki düşüncemi belirtmek üzere "Toplumsal Uzlaşma" amblemini sayfama taşıyorum, ve verebileceğim her türlü bireysel desteği veriyorum.

10 Kasım 2006

Saygı Duruşu


ATATÜRK'TEN SON MEKTUP
Siz beni hâlâ anlayamadınız
Ve anlamayacaksınız çağlarca da...
Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.
Mustafa Kemal'i anlamak bu değil
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..
Bırakın o altın yaprağı artık
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin .
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil
Mustafa Kemal'in ülküsü, sadece söz değil ..
Bana, muştular getirin bir daha
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan .
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemal'i anlamak avunmak değil
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..
Hâlâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda
Hâlâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz .
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların .
Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız
Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil .
Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar .
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.
Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü
Görüyorum ki, hâlâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş
Birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken .
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
Mustafa Kemal'i anlamak itişmek değil
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla .
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ...
~ Halim YAĞCIOĞLU ~