girit yemekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
girit yemekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Eylül 2008

Zeytinyağlı Kabaklı Pilav ve Bahçeden

Kabaklı Pilav:

Malzemeler:
4-6 kişilik
  • -1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • -1 adet kuru soğan
  • -2 adet yeşil domates
  • -1/2 kg Girit kabağı
  • -1 ölçü pirinç
  • -2 ölçü su
  • -tuz karabiber
  • -derotu
Yapılış:
  1. 1. Kabakları 5 dakika kadar haşlayıp sudan çıkartın.
  2. 2. Soğanları küp küp doğrayıp zeytinyağında soteleyin
  3. 3. Pirinci ekleyip 2-3 dakika daha sotelemeye devam edin.
  4. 4. Bir parmak kalınlığında doğradığınız kabakları ekleyerek bir süre daha çevirin.
  5. 5. Kaynar suyu ekleyin.
  6. 6. Yeşil domatesleri ufak doğrayıp ilave edin, tuz ile tatlandırın.
  7. 7. Pilav pişirdiğiniz şekilde pişirin.
  8. 8. Demledikten sonra ince kıydığınız dereotunu ekleyip karıştırın.
  9. 9. Soğuduktan sonra taze karabiber ilave edip servis yapın.
Notlar ve püf noktaları:
  • -Kabaklı pilavı bir Girit yemeği olarak biliyorum. Ama emin değilim.
  • -Bu yemeği ılık ya da soğuk tüketin, sıcak değil.
  • -Ne kadar çok dereotu o kadar çok lezzet:)
  • -Dereotunu pişerken değil piştikten sonra ekleyin, yoksa eriyor ve bulamaç gibi birşey oluyor.
  • -Yeşil domates bulamazsanız asla kırmızı domates kullanmayın, yeşil domates ile -kırmızının lezzeti farklı. (Yeşil domatesi Eylül ayında pazarda rahatlıkla bulabilirsiniz, turşuluk olarak satılır)
  • -Mümkün olduğunca minik kabaklar kullanın. Lezzet o kadar artar.
Afiyet olsun.

Not: Bu yemektekilerin "bizim kabaklar" olduğunu ekleyerek, bahçeden haberlere geçeyim:)



En sevdiğim ay, Eylül; hasat zamanı. Bahçenin de en güzel ayı.
Bahçeden haberlere bir türlü fırsat gelmedi. Aslında beklediğim kadar keyifli ve verimli geçmedi bahçe bu sene.

Hasat!

Önceki yıllarda edindiğim hobby bahçeciliği tecrübeleri sayesinde, iki yıl boyunca aklınıza gelebilecek her türlü organik sebze ve ot çeşidini yetiştirip bol mahsul alınca, bu bahçeyi de kotarırım sanıştım. Bu ne yazık ki-pek çok değişik olumsuz faktörün bir araya gelişiyle- gerçekleşemedi. Umarım seneye sulama sistemini halledip, etrafı çitle çevirince, kendi bildiğim ve istediğim şekilde sebzelerimi yetiştirebilirim.
Bütün olumsuzluklara rağmen, tam benim istediğim şekilde olmasa da, bazı organik sebzeler yetiştirebildik yine de.



Ağaçlarımız ise bakımsızlık ve susuzluktan dolayı fazla verimli halde değillerdi. Yine de, 50 kadar vişne ağacımız vişneyle dolup taştığında (ki bu aşağı yukarı 1 ton ya da fazlası ediyor) bu kadar çok vişneyi nasıl toplayacağımız, nasıl depolayacağımız, ya da ne yapacağımız konusunda panik olduk. Çoğu vişnemiz ağaçta kurudu gitti. Hayatımda gördüğüm en iri ve lezzetli vişnelerdi.
Kirazlarımızı saksağanlar yedi!
Can eriklerini vaktinden önce toplamışız; heba oldu gitti:)
Neyse ki kayısıların hepsini toplayabildik, dağıtabildik.
Nektarinler bir türlü olmadı, hala bekliyoruz:)
Bir çok çeşit elmanın ne yazık ki hepsi kurtlu.
Ağaç bakmak zor işmiş!!
Armut ve ayvalar için beklemedeyiz. Mürdümler ve kırmızı erikler dolup taşıyor, akıbetleri vişnelerinki gibi olmasa:))


18 Ocak 2008

Lorlu Nefis Börekler




Bu minik börekcikler var ya bu minicik şeyler, öyle şirin ve öyle lezzetliler ki.. Üstelik şıp diye hazırlanıveriyorlar.
Ama tek şart, şöyle mis gibi bir lor bulacaksınız, hem de tam tuzsuz. (Sayfanın takipçileri böyle bir loru nerede bulacaklarını artık biliyorlar:)
Ondan sonra 10-25 dakika içinde börekçikler sofranızda.
Üstelik çok sevimli minik ikramlar bunlar.
Tarif arşivden alındığı için fotoğraf düzenlemeleri biraz eksik oldu, biliyorum. Kusura bakmayın lütfen:)

Lorlu Minik Milfoyler

Malzemeler:
24 adet minik börek için:

  • 8 adet milföy hamuru
  • 200 gr tam tuzsuz lor peyniri
  • 1 adet domates,
  • 1 adet kırmızı tatlı biber
  • 1 avuç çekirdeği çıkmış siyah zeytin
  • maydanoz
  • üzerine sürmek için 1 yumurta sarısı


Yapılışı:


  • Domatesi, biberi minicik küpler şeklinde doğrayın.
  • maydanozu, zeytinleri incecik kıyın
  • lor peynirini çatalla ezin ve tüm iç malzemeleri ekleyerek iyice karıştırın.
  • İç malzemeyi milföy hamurlarının içine yerleştirip rulo yapın.
  • Her ruloyu 3 parçaya kesip, üzerine yumurta sarısı sürüp, önceden 175 derece ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar yaklaşık 20 dakika pişirin.
  • Ilık servis yapın.
Afiyet olsun.

Aynı malzemeler ve tatlı versiyonu:

(Bu tatlı böreklerin içlerini, Girit'in meşhur Kaliçunya'larından esinlenerek hazırladım



Tatlı Minik Milföyler

  • 8 adet milföy hamuru,
  • 200 gr tam tuzsuz lor peyniri
  • 2 çorba kaşığı toz şeker,
  • bir kaç dal taze nane,
  • 1 çay kaşığı toz tarçın
  • 1 yumurtanın sarısı
  • üzeri için bal
Lor peynirini çatalla ezin, içerisine incecik kıyılmış taze nane yapraklarını, tarçını ve toz şekeri ilave edip iyice karıştırın.
İç karışımı milföy hamırlarının içine yerleştirerek rulo yapın.
Her ruloyu keskin bir bıçakla üçe bölün.
Minik dilimleri, açık kısımları tepsiye/yukarıya gelecek şekilde çevirerek tepsiye dizin. üst kısımlarına yumurta sarısı sürün.
önceden 175 derecede ısıtılmış fırında 20 dakika civarında pişirin.
Ilıkken üzerine bir miktar bal dökerek servis yapın.
Afiyet olsun.


06 Ocak 2008

Cibes






Fazla söze gerek yok.
Tüm Ege otları gibi pişirilir. Tuz, sızma zeytinyağı ve limon üçlemesi ile tatlandırılarak, lezzeti damakta kalarak yenir.
Dileyen sarmısak da ekleyebilir. Sarmısağın, bu otların güzelim tadını bastırdığını, ve sarmısak katılan her otun "tek tip" tada büründüğünü, kişiliğini ve lezzetini kaybettiğini düşündüğümden ben sarmısak kullanmam da, önermem de.

Ot meraklıları Cibes'i iyi bilir. Yeni tanışacaklara da biraz anlatalım:

Lahana ve karnabahar kelle olup kesildikten sonra gövde uzamaya devam eder ve yanlarından yeni küçük filizler çıkar. Bu filizlere Cibes denir.
İçerdiği vitaminler (A, B, C) ve minerallerce (Ca, Fe) birlikte degerlendirilince beslenmedeki degerleri bakımından, ıspanaktan bile önde geldiği söylenir.
Tadanlar, izlenimlerini şöyle anlatıyor.
Büyük marketlerin sebze reyonlarında Erüst Tarım markası ile paketlenmiş olarak bulabilirsiniz.
Afiyet olsun..

23 Aralık 2007

Biberli Radika





Ege otları içerisinde en bilineni herhalde radikadır. Radikayı duymadıysanız bile Hindibayı duymuşsunuzdur. Hindiba, radikanın tarımla yetiştirileniymiş. Radika ise yabani olanı.
Benim en kolay bulabildiğim ot radika. Üstelik şimdi Erüst sayesinde Migros raflarında sürekli bulunuyor.
Radika salatalarda çiğ olarak yenebileceği gibi, en çok haşlama salatası tercih ediliyor.


Radikayı bu güne kadar hep haşlayıp, zeytinyağı, tuz ve limonla hazırlardım. Fakat bu kitaptaki bu tarifi deneyince çok daha güzel bir lezzetle buluşmanın keyfini yaşadım.
Tarif burada, püf noktaları aşağıda..

Kırmızı Biber ve Kırmızı Soğanlı Radika Salatası

Malzemeler:
  • 1kg civarı Radika
  • 2 adet kırmız soğan
  • 3 adet kırmızı tatlı biber
  • 1 diş sarmısak
  • zeytinyağı
  • tuz
  • limon
Yapılışı
  • Radikalar sapları hafif yumuşayıncaya kadar kaynatılır.
  • Suyu süzülerek yayvan bir kaseye alınır.
  • Biberler ateşte közlenerek kabukları çıkartılır, dilimlenir
  • Soğanlar incecik dilimlenir ve tuzla ovulurak sıkılır, su altında tuzu akıtılır.
  • Biber ve soğanlar radikaların üzerine yerleştirilir.
  • Dövülmüş sarmısak, limonsuyu, tuz ve zeytinyağı karıştırılarak sos hazırlanır ve salatanın üzerine bolca gezdirirlir.
  • Afiyet olsun.

Notlar:

  • Girit mutfağında, otlar haşlanırken renginin kararması istenmez. Dolayısıyla otlar gereğinden fazla kaynatılıp rengi karartılmaz. (Bu otlardaki besin değerinin korunması açısından da oldukça faydalı bir yöntem) Bu yüzden saplar hafif yumuşayınca pişme tamam demektir.
  • Pişme sırasında tencerenin kapağını kapatmazsanız rengi daha iyi koruyabilirsiniz.
  • Ayrıca yine Girit mutfağında otlar haşlanırken bütün olarak pişirilir, kesilmez. (yukarıdaki sebep yine geçerli sanırım)
  • Ot salatalarının sosunu mutlaka otlar henüz sıcakken dökün. Lezzeti arttıracaktır.

09 Ekim 2007

Peynirli kabak ve İyi Bayramlar


Herkese sağlık sevgi mutluluk dolu, sevdikleri ile paylaşacağı, özlemlerini gidereceği güzel bir bayram dilerim.






Yine meze türü bir tarif, yine kabak:)

Malzemeler:

  • 1/2 kg kabak (koyu renkli Girit kabaklarını tercih edin),
  • 300 gr Tuzsuz lor peyniri (İllaki Hacer Hanım'dan)
  • 150 gr kelle peyniri (sepet peyniri de deniyor)
  • Dereotu
  • Sızma zeytinyağı
  • Süslemek için domates dilimleri ve sivri biber

Yapılışı:

  • Kabakları 10 dakika kadar tuzlu suda haşlayın.
  • Boyuna ikiye bölün. Tatlı kaşığı yardımıyla kabakların iç kısımlarını çıkartın.
  • Lor peynirini ince doğradığınız dereotu ile iyice karıştırın.
  • Peynir karışımını kabakların içerine sıkıca doldurun.
  • En üste rendelenmiş kelle peynirinden bolca serpiştirin.
  • Sızma zeytinyağı gezdirip fırına verin.
  • yaklaşık 15 dakika sonra, peynirlerin üzeri iyice kızardığında fırından çıkartıp, doates dilimleri ve incecik yeşil biberlerle süsleyerek hafif zeytinyağı gezdirerek servis yapın.
Afiyet olsun.


Notlar:

Kabakları en küçüklerinden seçmenizi tavsiye ederim.
Kabakların içinden çıkanları, içine doldurduğunuz lor peyniri ile karıştırabilirsiniz.
Eğer seviyorsanız en üste kırmızı pul biber ilave edebilirsiniz.

04 Ekim 2007

Koliçita


Ayvalık gezimizin ganimetleri arasında yer alan ve çok beğendiğim bir kitaptan daha önce bahsetmiş, "Sırada güzel tarifler var" demiştim.
Sözü edilen harika kitap:
Kydonia- Ayvalık Mutfağı, Erkan Acurol
Kitaptan gelen ilk tarif: Koliçita.

Önce bir not:
Tarifi yayınlar yayınlamaz sevgili Papatya'dan bilgiler geldi. Biliyorsunuz o Girit'te yaşıyor.
"Koloçita" Yunanca kabak kelimesi kolokita'nın Girit şivesiyle söylenişiymiş. Üstelik dedemin geldiği Hanya şehrine özgü ve hala yapılan bir tarifmiş. Orada adına Boreki denir, diğer şehirlerde ise Hanyanın Boreki'si diye anılırmış. Borkekinin en alt yufkasına bir kat patates de dizilir ve bolca da nane konulurmuş.

Bir not daha:
Mimi'nin yeni videoları var:)

Malzemeler: (orta boy kare borcam için)

İç malzemesi:

  • 1 kg kabak ( 3-4 adet)
  • 1 su bardağı zeytinyağı (1 çay bardağı)
  • 250 gr kelle peyniri
  • 1 su bardağı un (1/2 su bardağı)
  • 1 tatlı kaşığı tuz (koymadım)
  • 1 tatlı kaşığı karbiber (az bir miktar taze çekilmiş karabiber)
Orijinal tarifteki ölçülerin yanında, parantez içinde yer alanlar benim kullandığım miktarlar.

Hamur: (hamur yerine 3 adet yufka kullandım)
  • 1 yumurta
  • 1.5 su bardağı un
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 çay bardağı su


Yapılışı:
  • Un tezgaha dökülerek ortası açılır. Yumurta, su, tuz ve kabartma tozu ile yumuşak bir hamur hazırlanır. üzeri nemli bezle örtülerek yarım saat dinlendirilir.
  • Kabaklar soyulup temizlenir ve boyuna incecik dilimlenerek una bulanır.
  • Zeytinyağı tuz ve karabiber karıştırılarak bir sos hazırlanır.
  • Kelle peyniri rendelenir
  • Hamur merdane ile açılarak yağlanmış borcama ya da fırın tepsisine yayılır.
  • Üzerine rende peynir ve sostan gezdirilir.
  • Unlanmış kabaktan bir sıra dizilir.
  • üzerine yine peynir ve sos gezdirilir.
  • Bu kez kabaklar çapraz şekilde dizilir. Bu işlem üç sıra kabak için tekrarlanır.
  • En üste rende peynir ve sos gezdirirlerek hamur kapatılır.
  • Fırında nar gibi kızarana dek pişirilir.

Notlar:

  • Kelle peynirinin bir diğer adı da sepet peyniri. Oldukça tuzlu olduğu için ayrıca tuz kullanmaya bence gerek yok.
  • Ben hamur açmak yerine hazır yufka kullandım ve sonucu beğendim. Vaktiniz darsa bu şekilde de deneyebilirsiniz.
  • Orta boy kare borcamda yufkaları büzerek serdim.
  • Her yufka arasına sos gezdirdim, biraz peynir serptim.
  • 3. kattan sonra kabakları dizdim.
  • İki sıra kabak kullandım.
  • son kat yufkayı serip üzerine kalan sostan sürdükten sonra biraz peynir rendesi de serptim.
  • Çıtır çıtır, hafif ve lezzetli bir börek oldu.
ÖNEMLİ NOT:
Ana Yürekliler 9 Ekim Salı, Hacettepe Onkoloji ye gidiyorlar. Bayram için göndermek istediğiniz şeyler vardır diye düşünerek, hatırlatma ihtiyacı duydum..

21 Eylül 2007

Kekikli Kuzu Eti (ipek usulü)

Cunda'daki Lal restoran'ı anlatmıştım son yazılarımdan birinde. Ve orada yediğimiz, tadı damağımızda kalan "Girit usulü Kekikli Kuzu" yemeğinden de bahsetmiştim.
Tüm Girit yemekleri gibi az ve öz malzemeyle hazırlanmış gibi görünüyordu, pamuk gibiydi ve müthiş bir lezzeti vardı.
Ankara'ya döndüğümde tahmin edebildiğim kadarıyla denedim bu yemeği. Elbette aynı olmadı ama yine de çok güzel bir et yemeği oldu. Zaten bu tahmini denemelerim sonunda ortaya beğendiğimiz, yeni tarifler çıkıyor. İşin en sevdiğim yanı bu:)
Bu yüzden, belki sizlerin de hoşuna gider diye paylaşmaya karar verdim.

Malzemeler:
(4 kişi için)

  • 1 kg kemikli kuzu eti (kol kısmından)
  • 1/3 demet taze kekik
  • 4 çorba kaşığı sızma zeytinyağı
  • 1 domatesin rendesi,
  • 1,5 su bardağı su
  • tuz
  • süslemek için taze kekik yaprakları

Yapılışı:
  • Yağı tencereye dökün, iyice ısındığında parça etleri tencereye alın, çevirerek her tarafını iyice kızartın.
  • Domatesi rendeleyin, tuz ilave edin.
  • En üste yıkadığınız ve saplarını bağladığınız kekik demetini yerleştirin.
  • Sıcak suyu da ilave ederek ateşi en kısığa getirin, yaklaşık 1,5- 2 saat pişirin.
  • Piştikten sonra üstteki kekik demetini alın.
  • Etleri taze kekik yapraklarıyla süsleyerek servis yapın.
  • Afiyet olsun.

Notlar:
  • Ben döküm tencere kullandım, suyunu muhafaza ettiği ve yavaş pişirdiği için sonuç iyi oldu.
  • Hangi tencerede pişrirseniz pişirin, pişme süresi boyunca kapağı iyi izole etmeye ve hiç açmamaya çalışın.
  • Etin sırrı bence uzun sürede ve kısık ateşte pişmesinde.
  • Bu yemeğin orijinal tarifi değil. Ben tahmin edebildiğim kadarıyla yaptım. Orijinal tarifi bilenler varsa lütfen bana iletin (Sevgili Asya, duyuyor musun?:)

07 Eylül 2007

Madam Afro'nun Domates Reçeli

Yemek.Name dergisindeki köşemi izliyorsanız, sunum işine merakımı da biliyorsunuzdur.
Bir önceki yazımda Madam Afro'nun zarif ikramlarından bahsetmiştim.
Eskiden Rum komşuları olan büyüklerimiz daha iyi hatırlayacaktır bu incelik dolu ikramları.

Eski adetlerine göre Rumlar gelen misafirlerine tatlı yerine reçel ikram ederlermiş. (Muhtemelen uzun süre saklanması ve evde sürekli bulundurulması kolay olduğu için) Ama marmelat, ya da çilek reçeli, gibi kahvaltılık reçellerden değil; büyük parçalı, sert ve yapımı oldukça zahmetli reçeller.
Mesela incir, portakal ya da turunç kabuğu, üzüm, domates vs. (sakız reçelini-aslında sakız macunu- daha sonra anlatacağım)
Ufak ve güzel bir tabağa, en fazla iki parça konur, minik bir çatal ve mutlaka yanında bir bardak su ve peçete ile bir tepside özenle sunulurmuş.
Arkasından da mutlaka çok iyi pişirilmiş bol köpüklü bir Türk kahvesi...

Bu yüzden hanımlar arasında iyi reçel yapmak önemli bir meziyetmiş.
Ben bu reçeli ilk defa Kaz Dağı eteklerinde, Yeşilyurt köyünde kaldığımız çok güzel bir butik otelde yemiştim. Ne olduğunu anlayamamıştım ama tadına bayılmıştım. Öğrendim ki domates reçeliymiş ve Bozcaada'dan geliyormuş.
Ertesi gün kahvaltıda aynı reçeli yiyip bayılan, ve çeşitli tahminlerde bulunan bir hanıma yediği şeyin domates reçeli olduğunu söylediğimde, çatalını fırtalıp "ığğ katiyen yemem!" demişti. Oysa, ben söyleyene kadar bayıla bayıla yiyordu bu zarif hanım:)

Ertesi sene Bozcaada hikayemizi ve reçeli yapmayı öğrenişimi zaten biliyorsunuz.
Gelelim yapımına;



Öncelikle belirtmem gerekiyor ki, bu reçelde sadece bir cins domates kullanılıyor. İtalyan domatesi deniyor ama daha ufak bir çeşidi. Yumurta şeklinde, yaklaşık 3-4 cm boyunda. Oldukça sert bir domates. Şansıma ilk defa pazarda rastladım. Bozcaada'da sürekli yetiştiriliyor ama her yerde her zaman bulmak pek kolay değil.
Ebatları hakkında fikir vermesi için çay kaşığını referans olarak koydum.


Evde olmadığı için kireç kaymağı yapımını görüntüleyemedim ve en güzel tarifi sevgili Münevver'in verdiğini görüp, yazısına bağlantı verdim. (Yani aslında ben bu reçeli yaparmış gibi yaptım, çünkü kireç olmadan olmaz:)

Madam Afro'nun Domates reçeli

Malzemeler

  • 40 adet domates
  • 40 adet taze badem
  • 8 su bardağı şeker
  • 4 su bardağı su
  • 1.5 tatlı kaşığı limon tuzu
  • Dilerseniz bir çay kaşığı vanilya (diğer tariflerde var ama Afro bunu koymadı)



Yapılışı

  1. Bademleri bir gece önceden suya koyun. Ertesi gün kabuklarını soyun.
  2. Domatesleri yıkadıktan sonra kabuklarını özenle soyun,
  3. Soyulmuş domatesleri, sönmemiş kireç kaymağında 2 saat kadar bekletin.
  4. İyice sertleşen domatesleri kireç suyundan çıkartıp bol suyla 2-3 kez yıkayın.
  5. Domatesleri avucunuzla sıkıca kavrayarak ALT kısımlarından delin.
  6. Yine avucunuzla kavrayarak, yavaş yavaş sıkıp, içindeki tüm suyu çıkartın. (Bu işlemi çok dikkatli yapmalısınız, domates patlamamalı, suyu sadece deldiğiniz delikten boşalmalı)
  7. Suyu sıkılmış domateslerin içerisine soyulmuş bademlerden birer adet yerleştirin. Domatesleri yeniden avucunuzla sıkıştırın
  8. Şeker ve suyu yarım saat kaynatın. Sürenin sonunda domatesleri içine atın.
  9. 30-45 dakika civarında pişirin. Pişmeye yakın limontuzunu atın.
  10. Şerbeti tabağa damlatma yöntemiyle pişmeyi kontrol edin.
  11. Reçelleri çok dikkatle kavanozlara boşaltın.

Afiyet olsun.

Notlar:
  • Domatesleri soyarken delmemeye özen gösterin. (Benim meşhur domates soyucu, burada çok işe yarıyor) Domateslerin bütün halde olmaları çok önemli.
  • Aynı şekilde suyunu sıkarken de çok dikkatli ve yavaş olmalısınız. Sadece deldiğiniz delikten içindeki bütün suyu çıkartmaya çalışmalısınız.
  • Suyu kaldığı müddetçe hem tadı farklılaşıyor, hem de reçelin rengi koyulaşıyor ki, ustaları bunun olmasını makbul bulmuyorlar.
  • Bazıları vanilya koyuyor, bazıları koymuyor. Ümit Hamlacıbaşı Kala-Afiyet adlı kitabında, bu reçeli anlatırken, vanilya yerine ıtır yaprağı koyulmasından da bahsediyor.
Bunlar tatilden topladıklarım:
Acemi aşçının alış-verişi de bu kadar olur ancak:)

Not: Doğum Günün Kutlu olsun canım kızım, nice mutlu yaşlara

30 Ağustos 2007

Cunda'dan Girit yemekleri

Tatildeki güzellikleri paylaşmakta ne kadar geciktiğimi fark ettim.
Bu seneki tatilimize İstanbul adalarıyla başladık. Sevgili dayım bizi ilk gün Kınalı Ada açıklarına götürdü. Orada Mimi deniz açılışını yaptı. Ertesi gün Büyükada daki evlerine gittik, adanın güzellikleriyle tanıştık.Sonraki gün istikamet Bozcaada oldu. Sonra da Cunda.
Tam bir adalar tatili oldu bizimki.


Tavsiyelere sondan başlayacağım; Cunda dan.
Birkaç gün üst üste şu meşhur "En iyi 1o" adreslerinde karnımızı doyurup ceplerimizi boşalttıktan, çoğunda hiç de memnun kalmadıktan sonra, Mimi'nin Bozcaada tatil arkadaşı, dünyalar tatlısı Ceren'le Cunda'da da karşılaşıp, annesinden bu harika restoranın tavsiyesini aldık.
Baktık, Girit yemekleri...
Biz daha ne isteriz?

Şirin bir eski taş Rum evi, güleryüzlü, titiz mi titiz, becerikli mi becerikli bir kadın, pazardan alınmış tazecik sebzeler, anlatılamaz-doyulmaz güzellikte yemekler ve makul bir hesap...
Tanıştırayım: Emine Hanım'ın Girit yemekleri ile oluşturduğu Lal restoranı..

İki gün üst üste gittik ama tüm çeşitleri deneyemedik elbette. Üstelik yediğimiz herşeyin tazeliği, lezzeti damağımızda kaldı.
"Kekikli kuzu etini" Mimi sildi süpürdü, "Girit böreği" tekrar, tekrar sipariş edildi, "kabak çiçeği dolması" yediklerimin en lezzetlisiydi. Sipariş ettiğimiz otların hepsi, Girit usulü bamya ve tüm zeytinyağlılar annemden TAM not aldı.
Emine hanım, minik müşterilerini bile düşünerek, onlara ekşili köfte hazırlamıştı. Aynı anne yemeği gibiydi.
Ama benim favorim, yukarda görmüş olduğunuz kaşarlı kabak oldu. Bu kabakların hepsi sadece bir parmak kadar. Tahminim, içerisinde sadece kabak, sarmısak, dereotu, zeytinyağı ve kaşar var. Bu kadarcık malzeme ve :
Böyle bir lezzet yok!


Ve işte bütün bu harika lezzetleri mutfakta tek başına hazırlayan, dünya şekeri Emine Hanım.
Belki bu yaz geçti. Ama olur da seneye Cunda'ya yolunuz düşerse, bu adresi atlamayın. Mideniz bayram etsin.
Ve sakın ola, şu "en iyi 10" bilmemnelerine kanmayın...

Lal Restoran (Girit Muftağı)
0266 327 2834
Altay Pansiyon yanı
Cunda adası- Ayvalık

Konuyla fazla alakası olmayan notlar:
Uzun süredir yeni yemek tarifi veremedim biliyorum. Bunun sebepleri arasında;
  • Mimi'nin okulunun bir hafta kapalı olması,
  • Tatil dönüşü, bu sefer de yardımcımın tatile çıkmış olması,
  • Blog yazı ve resimlerimin kopyalanması sonucu, geçmiş bütün resimlerime yazı eklemeye çalışıyor olmam ( bu uzun süren, sıkıcı ve teknik olarak çok donanımlı olmadığım işlerde sevgili Deniz olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Onu öpüyor ve bütün yardımları ve güzel dostluğu için çok teşekkür ediyorum)
  • Evin boya ve tadilat işlerine başlamak üzere fiyat vs araştırma, dekorasyon, tasarım işleri
ama en önemlisi:
  • Kızkardeşimin İngiltere'ye yerleşmek üzere Ankara'dan ayrılışının yarattığı ruh boşluğu

13 Nisan 2007

Giritli Çipohorta

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın

Çipohorta tarifi yayınlayacağıma söz vermiştim.
Ben hala yapamadım ama annem yapmış, hemen fotoğrafladım tabii.

Önce bu yemeği biraz anlatayım isterseniz:

Çipohorta "Bahçe otu" demekmiş.
Bana anlatılanlardan bildiğim kadarıyla, hiç bir otun ziyan olmasına dayanamayan Giritliler bu yemeği daha çok bahçe temizliğinden (budamalar ve yabani otların temizliği) sonra yaparlarmış.

Bu bilgilerin ışığında, güzelim domates filizlerinin kopartılıp yemeğe konmasına bir türlü anlam veremezdim, ta ki bir 'hobby bahçe'm oluncaya kadar.
Orada yer, gök dev gibi domates bitkisi dolup da, hiç çiçek açmayınca derhal amazondan kitaplar getirtildi, okundu, öğrenildi...
Kitaplar diyordu ki: "Bitki belli bir boya erişince, besinin ve büyümenin çiçeklere gitmesi için, çoğalan yeni filizleri, sürgün yerinden kopartın.." Bahçemi temizledikten sonra elimde kalan birsürü ota baka baka anladım eski Giritlileri..
Giritli kıyar mı bu filizlere?
Hayır.
Ne yapar?
Yemeğe koyar.
Güzel olur mu?
Olur. Yemeğe verdiği o ferahlık hissi, anlatılamaz..
E domates filizi bulamayan biz şehirli garibanlar ne yapar??
Taze domates saplarını yemeğe koyar, pişince çıkartır.. Tadı aynı olmaz ama, idare eder.

Başka tariflerde başka otların kullanıldığını da okudum. Belki mevsime göre değişiyor olabilir. Ama bizim ailedeki versiyonu aşağıdaki şekilde:

Bu arada ilginç birşey buldum: Bu linkte Noni nin, yani annemin tahminen 1995 yılında internetteki mutfak köşesi bulunuyor. Yani daha ortada bizim bloglar falan yokken annem internetten yemek tarifi yayınlardı. Çipohortayı da oradan aldım zaten:)

Çipohorta

malzemeler:
6 kişi için

  • 2 adet kuru soğan
  • 3 diş sarımsak
  • l adet havuç
  • l adet kabak
  • l adet patates
  • 2 demet maydanoz
  • 2 demet dereotu
  • 1/2 demet taze soğan
  • l demet ıspanak veya
  • l demet semizotu
  • 5-6 adet domates filizi
  • 4-5 adet kabak çiçeği
  • 1/2 bardak zeytinyağı
  • tuz
  • 3 tatlı kaşığı toz şeker
  • 1/2 limonun suyu

Yapılışı:

Piyazlık doğranmış soğanlar ve sarımsaklar yağda hafif kavrulur. Küp şeklinde kesilmiş
havuç, kabak, patates ilave edilir on dakika kısık ateşte pişirilir.

Diğer malzemeler ilave edilir, En üste kabak çiçekleri konur.

20 dakika daha pişirilip soğuk olarak servis yapılır.

Afiyet olsun.

19 Mart 2007

Girit Ot Yemekleri

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın



Eğer bir yemek etkinliği sahibesi olsaydım, herhalde benim seçeceğim konu da bu olurdu. O kadar memnunum yani:)
Teşekkürler Asya, çok sağlıklı, çok lezzetli, üstelikte çok zengin bu konu için.
Yemek etkinlikleri #20 tariflerini Asya nın Benim Mutfağım sayfasında izleyebilirsiniz.

Benim tariflerim elbette Girit mutfağından olacak. Bu mutfağın günümüzde en çok bilinen iki yemeğini seçtim.


İlki Şevketi Bostan.
Daha önce Kuzu etli şevketi bostan tarifini sayfamda vermiş bu harika besini sayfamda tanıtmıştım.
Bu sefer şevketi bostanın sadece sap kısımlarını buldum. Bunlara "Kenker" deniyor. Kök kısmı kadar lezzetli olmasalar da yine o meşhur şevketi bostan lezzetine sahipler.

Kuzu etli Kenker
Malzemeler:
4-6 kişilik

½ kg parça et (kuzu kol)
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
1 kg şevketi bostan (kenker)
½ limon
1 ½ su bardağı su
tuz

Yapılışı: Bu yemek için yine düdüklü tencere önereceğim.

Etleri kızgın tencerede çevirin. Yağ ve küçük doğranmış soğanı ilave edin ve bir süre soteleyin.
Yıkadığınız ve uçlarını keserek ayıkladığınız kenkerleri ekleyip üzerine tuz, limon suyu ve suyu ilave ederek düdüklü tencerede 30-40 dakika pişirin.

Hepsi bu.

Bu yemeğin bazen terbiye ilave ederek de yapıldığını biliyorum. Ama orijinal Girit tarifinde terbiye pek kullanılmıyor çünkü terbiye otun lezzetini biraz bastırıyor..
Her iki şekli de oldukça lezzetli, tercih size kalmış.

İkinci tarifim: Kuzu etli Maratha.. Yani Rezene ya da Arapsaçı.




Daha önce Terbiyeli Etli Rezene tarifini yazmıştım. Şimdiki yine tam Girit usulü (terbiye yapılmadan).
Şevketi bostanı saplarıyle kullandım, bari bunu da öyle yapayım dedim, ve sadece saçakları kullandım. (Doğrusunu yazmak gerekirse, her iki otunda sadece bu şeklini bulabildim :))
Normal tarifte kök ve yaprak kısımları birarada kullanılıyor.

Biraz rezeneyi anlatayım: Tadı anason tadına çok benziyor. bildiğim kadarıyla aynı familyadanlar. Tarlalarda, yol kenarında yetişen ve yabani olanları çok daha lezzetli ama onları sadece Ege bölgesi pazarlarında bulabilirsiniz. Neyse ki Erüst Tarım bu güzel otlardan büyük şehirlerde oturanları mahrum bırakmıyor ve pek çok çeşidini büyük marketlerde satışa sunuyor.
Rezene tohumları demlenip çay olarak içiliyor (benim favori çayım).Özellikle mideyi çok rahatlatan bir çay bu. Minik bebeklere içirildiğinde, gaz problemi için çok faydalı.
Taze olarak tüketildiğinde, sindirim zorlukları ve safra kesesi rahatsızlıklarına ve kronik mide mukoza iltihabına karşı faydaları olduğu biliniyor. Daha detaylı bilgiler burada.
Gelelim tarife:

Kuzu Etli Maratha

Malzemeler:
4 kişi için

  • 300 gr Kuşbaşı kuzu eti
  • 2 paket (1 kg civarı) rezene saçak kısmı ya da yine 1kg civarı bütün rezene
  • 4 kaşık sızma zeytinyağı
  • 2 adet kuru soğan
  • tuz
  • 1,5 su bardağı sıcak su
  • 1/2 adet limon

Yapılışı

Önce rezenelerin kalın sap kısımlarını ayıklayın. sadece ince dal ve yaprakları, tüm rezene kullanıyorsanız bir de kök kısmını kullanın. (Rezenenin kalın sap kısımları çok zor pişer)

Tencerenizi (tercihen düdüklü tencere) iyice ısıttıktan sonra etleri koyun, bir süre soteleyin,

Zeytinyağı ve küçük doğradığınız soğanları ilave edin.

Soğanlar iyice şeffaflaştıktan ve et suyunu çektikten sonra rezeneleri, sıcak suyu, tuz ve yarım limonun suyunu ilave edin.

Kapağı iyice kapatıp düdüklü tencerede 30 dakika, normal tencerede 1 saat civarında kısık ateşte pişirin.
Afiyet olsun.

Gördüğünüz gibi bu otlar Girit mutfağında son derece basit ve sağlıklı şekilde pişiyorlar. Ve hepsinin pişme şekli de hemen hemen aynı.

Ama otlar o kadar değişik ki, son derece farklı lezzetler çıkıyor karşınıza.

Ben bugün aslında yine bir Girit klasiği olan "Çipohorta" tarifi verecektim. Ancak malzemelerin hepsini temin edemedim. Bu yemeği eskiden hobby bahçemiz varken o kadar çok yapardık ki.. O zaman bulmak kolaydı tabi, şimdi gel de domates filizi bul bulabilirsen:) Çipohortanın o "ferah" lezzetinin gizi domatesin filizinde...

Gerçek Girit "Çipohorta" tarifini, malzemeleri bulur bulmaz yayınlayacağım, söz veriyorum..

11 Mart 2007

Tahinli Girit Dolması-Ve Süper bir Video!

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın


Cevap geliyor:
Sağda görülen, bildiğiniz zeytinyağlı yaprak sarması olup, Anadolu nun heryerinde üç aşağı beş yukarı aynı tariflere göre yapılır.
Bazı yörelerde incesi, bazı yörelerde dolgunu makbuldür.
En Batıdan başladığımızda, içi baharatlı ve bol otlu tercih edilirken, orta Anadoluya ve Doğusuna geçerken, malzemeler iyice azalır, ekşisi artar, sadece kuşuzümü ve fıstık, hatta sadece kuşüzümü olarak değişkenlik gösterir.
Ama temel malzemeler: Zeytin yağı, asma yaprağı, pirinç, dolmalık fıstık, kuşüzümü, tarçın,maydanoz, dereotu, nane, soğandır.

Solda görülene gelince; O bir Girit dolmasıdır.
Diğeriyle tek ortak noktası sanırım salamura yaprağı ve pirincidir.
Tadı çok farklıdır ve güzel yapıldığında ,yiyene "böyle bir lezzet yok!" dedirtir.

Bu yemeği ben ailede hiç yemedim. Bizimkiler bilmiyorlar. (Belki de tek tek sarmaya üşenip pek yapmadılar:)) Tarifi bir yemek dergisinde görmüştüm. Uygulayınca favori yemeklerimden oldu.
Birbiriyle bu kadar alakasız gibi görünen tatlar bir araya geldiğinde öylesine bir lezzet çıkıyor ki ortaya: İnanılmaz...İnsanda alışkanlık yapabilir dikkat edin:)

Malzemeler:
6-8 kişi için

  • 300 gr salamura asma yaprağı
  • 1/2 demet maydanoz
  • 2 soğan
  • 1 çorba kaşığı kıyılmış taze nane
  • 2 adet ufak kabak
  • 2 adet domates
  • 1 tatlı kaşığı kuru kekik
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 1/2 su bardağı tahin
  • 1,5 su bardağı pirinç
  • 2 patates
  • 1/2 çay bardağı sızma zeytinyağı
Yapılışı:

Küp küp doğradığınız soğanları 2 kaşık zeytinyağı ile orta ateşte şeffaflaştırın. Sonra ocağın altını kapatabilirsiniz.

Kabakları temizleyip rendeleyin.

Domateslerin kabuklarını ve çekirdeklerini temizleyip çok küçük küpler halinde doğrayın.

Kabak, domates,kıyılmış nane, maydanoz, soğan, kekik, kimyon, karabiber, pirinç ve tahini kavrulmuş soğanlara ekleyerek iyice karıştırın.

Asma yapraklarını sıcak su dolu bir kabın içerisinde 15 dakika bekletip sonra iyice yıkayın.

Yaprakların içine hazırladığınız dolma içini paylaştırıp sarın.

Patatesleri soyun,yarım santim kalınlığında dilimleyerek çelik bir tencerenin dibine dizin.

Üzerine dolmaları dizin. Bir buçuk bardak su ve kalan zeytinyağını ekleyin

Dolmaların üzerini bir tabakla kapatıp 25 dakika kısık ateşte pişirin.

Soğutup servis yapın.

Afiyet olsun.

Not: Renginin diğerine göre daha koyu olmasının sebebi, içerisinde limon olmayışı ve de tahindir, yani yemek bir beceriksizlik sonucu yakılmamıştır:))..

Not 2: Ankara da, Balgat 100.Yıl pazarında (Perşembe ve Pazar günleri kurulur) peynirci Hacer hanımı bulun. (bazen kendi olmuyor ama, bütün aile tezgahtalar) İnanılmaz güzel, incecik salamura yaprakları var. Ayrıca, hayatınızda yiyebileceğiniz en lezzetli tam tuzsuz lor peyniri de yine oradadır. Böyle bir adresi bulduğunuza pişman olmayacaksınız.
Bir de harika video paylaşmak istiyorum sizlerle. Birdahaki postaya koyayım dedim ama dayanamadım, öyle güzel ki..


15 Aralık 2006

Yemek etkinliği #17- Kabakgiller

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın

Kabağın En Çiçek Hali:

Bu yemek etkinliklerine benim ilk katılışım. Hoşuma gitti doğrusu, şimdi ne güzel bir sürü kabak tarifi olacak elimizde. Etkinliğin ev sahibi Marifet Teyze Vildan a teşekkürler.

Kabak Çiçeği Dolması


İçindekiler (10-12 adet dolma için):

. 1 paket kabak çiçeği (içinden 10-12 adet çıkıyor)
. 1 adet kuru soğan
. 1 küçük kabak
. 10 çorba kaşığı pirinç (her çiçek için 1 çorba kaşığı)
. 2 çorba kaşığı zeytinyağı
. 1 çorba kaşığı kuş üzümü
. 10-12 dal taze nane
. 5-6 sap dereotu
. 1 adet kesme şeker
. 1 çay kaşığı tarçın
. ½ çay kaşığı yenibahar
. tuz
. süslemek için limon dilimleri


Yapılışı:

Kabak çiçeklerini tek tek içi soğuk su dolu bir kaba ters tutarak batırın ve sallayarak yıkayın. Çok narin oldukları için hemen zedelenebilirler. Telin üzerinde kurumaya bırakın.

Dolma içi hazırlamak için, soğanı küçük küpler halinde doğrayın ve zeytinyağında şeffaflaşana kadar kavurun:Şeker ekleyin.
Yine çok küçük küpler halinde doğradığınız kabakları da ekleyerek biraz daha pişirin.
Pirinçleri, incecik kıydığınız dereotu ve naneyi, kuşüzümünü,tuz ve baharatları da ilave edip karıştırın.
Üzerini azıcık geçecek kadar kaynar su ekleyin ve kapağını kapatıp pişmeye bırakın. Suyunu çekince altını kapatıp soğumaya bırakın.
Suları süzülmüş kabak çiçeklerini avucunuzda tutarak tepesinden yavaşça yapraklarını aralayın. Bir çay kaşığı yardımıyla içlerini yavaşça doldurun. Çiçeklerin uç kısımlarını birbirinin üzerine kapatın.
Dolmaları küçük bir tencereye yerleştirin. Üzerine bir iki kaşık zeytinyağı ve ½ su bardağı su ilave ederek ağzı kapalı pişmeye bırakın. 15 dakika sonra kontrol edin. (çiçeklerin sapları yumuşamışsa pişmiş demektir.)
Limon dilimleri ile süsleyerek servis yapın.

Not: "Bu deli , bu mevsimde kabak çiçeklerini nereden buldu" diye düşüneceksiniz biliyorum, Real de paketler halinde satılıyor. Ertüst Tarım ürünü :)
Ayrıca, bu dolmayı kanımca "çok değerli " kılan, doldurma aşamasını her iki elim de dolu olduğu için fotoğraflayamadım özür dilerim..

“Her hakkı bloglararası Kabak Tadı projesine aittir. Bu yazı ile ilgili hiçbir maddi talebim olmayacaktır.”

10 Aralık 2006

Etli Ebegümeci

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın


İşte bir Girit yemeği daha geldi annemden. Bu tür yemekleri sevenler için Girit mutfağından gelen tarifler altın değerinde. Bu mutfağa ait paylaşmak istediğiniz tarifler varsa lütfen bana gönderin seve seve uygular ve yayınlarım.

Küçük bir fıkrayla başlayım:

Çiftçinin küçük çocuğu telaşla babasının yanına gelmiş,
-Baba bizim tarlaya bir inek bir de Giritli girmiş, ne yapayım? demiş. Babası,
-İneğe dokunma, otlar, karnı doyunca çeker gider, sen çabuk Giritliyi kovala, tarlada ot-mot yenecek hiçbir şey bırakmaz! demiş

Bugünkü otumuz ebegümeci. Annemi yine yakalayamadığım için yine fotoğraflayamadım, bu yüzden biraz ayıklanmasından bahsedeyim:
Ebegümecinin sadece yaprakları ve filiz kısımları kullanılıyor. Sap,kök ve gövde atılıyor. Çünkü bunlar pişmiyor ve ağızda kötü bir tat bırakıyor. Ve çok iyi yıkanması gerekiyor.


Malzemeler:

4 kişi için

. 300 gr kuşbaşı kuzu eti
. 2 bağ ebegümeci
. 1 büyük kuru soğan
. 3 yemek kaşığı zeytinyağı (annem tereyağı kullanıp, daha lezzetli olduğunu söylüyor- ama Giritliler illa ki zeytinyağı diyor-size kalmış)
. 1adet kırmızı dolamalık biber
. 2 adet domates
. 1 kahve fincanı pirinç
. 1 su bardağı su
. ½ limon
. tuz

Yapılışı:

Düdüklü tencerede, küp küp doğradığımız soğanları zeytinyağında şeffaflaşıncaya kadar çevirelim,
İnce ince doğradığımız biberleri ekleyim,
Etleri ilave edip suyunu salıp çekene kadar çevirelim,
Kabukları çıkarılmış ve küçük doğranmış domatesleri ve suyu ilave ederek kapağını kapatıp 30 dakika pişirelim.
Etler piştikten sonra, düdüklü tencerenin kapağını açıp pirinçleri, 10 dakika sonra da ebegümecileri ve yarım limonun suyunu ilave edelim, ve 10 dakika daha kapak açık olarak pişirmeye devam edelim.
(Ebegümecilerin yemeğe en son ilave edilmesi ve çok kısa pişirilmesi gerekiyor. Çabuk piştiği için süreyi geçirirseniz eriyor.)
Afiyet olsun.

06 Aralık 2006

Şevketi Bostan

LÜTFEN DİKKAT:
Bu yazı pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmakta ve yayınlanmaktadır. Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın.

İşteeee.. Beklediğim tarifler gelmeye başladı. Annemin otları:)
Ot yemekleri sevenler için şevketi bostan sofraların kralıdır.Aslında Şevketi bostan bir ot değil, kök. Ege’liler çok iyi biliyor ve kullanıyorlar da. Şimdi tarifini vereceğim bir Girit yemeği. Yapmasında hiç bir zorluk yok da, asıl mesele ayıklamakta. Annem bunları ayıklarken yanında olmadığım için fotoğraflayamadım ama ilk fırsatta ekleyeceğim. Şevketi Bostan doğada böyle görünüyor,



Sofrada böyle; Malzemeler:
4-6 kişilik

½ kg parça et (kuzu kol)
4 yemek kaşığı zeytinyağı
2 adet kuru soğan
1 kg şevketi bostan
½ limon
1 ½ su bardağı su
tuz

Soğanları doğrayıp zeytinyağında kavurun, şeffaflaşınca etleri de ilave edip biraz çevirin.
Ayıkladığınız ve dörde böldüğünüz şevketi bostanları ekleyip üzerine tuzunu, limon suyunu ve suyu ilave ederek düdüklü tencerede 30-40 dakika pişirin.
Hepsi bu.
Giritliler bu yemeklerinde terbiye kullanmıyorlar ama dilerseniz 2 çorba kaşığı yoğurt, 1 yumurta sarısı ve ½ limonla bir terbiye yaparak piştikten sonra ilave edebilirsiniz. (Tabi o zaman önceden limon koymanız gerekmez)

20 Kasım 2006

İşte Bir Girit harikası: Etli Maratha (Rezene ya da arapsaçı)

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın.


İşte yine benim bildiğim Girit yemeklerinden biri. Bu en sevdiğim. Çocukken evde yapıldığında hiç hoşlanmazdım aslında. Maratha dendiğinde anlamazdım, arapsaçı dendiğinde ise midem bulanırdı belki de bu yüzden sevmezdim. (Bir çocuk için pek de sevilecek yemek değil diye düşünüyordum ama benimki bayılıyor, bunun cinsi de böyle işte!).

Rezene ismini çok sonra öğrendim. Yabani rezene çok çok daha lezzetli ve kokulu aslında, ama mevsimi gelse dahi buralarda pek bulunmuyor tabiki. Son zamanlarda büyük marketlerde satılmaya başlandı ehli olanları. Evet aynı lezzet değil elbete ama idare ediyor işte. Yabani rezeneyi nereden bulacağımı bilen varsa lütfen bana yazsın, çok sevinirim.

Bu tarif çocukluğumda bizim evde yapılan değil, benim bir dergiden uyguladığım ve beğendiğim bir tarif. Anneminki farklı, terbiye kullanmadan yapar,birgün yaptığında onun tarifini de yayınlayacağım.
Etli Rezene

4 kişilik

  • 4 adet kuzu kol eti (toplam 1 kg civarı)
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 adet havuç
  • 1 diş sarmısak
  • 2 paket (fazla da olabilir) taze rezene
  • 4 çorba kaşığı sızma zeytinyağı
  • 1 yumurta sarısı
  • 2 çorba kaşığı yoğurt
  • 1/2 limon suyu
  • tuz
  • 3 su bardağı su

Etleri, sarmısak ve küp küp doğranmış soğanlarla birlikte zeytinyağında biraz kavurun. Kısık ateşte suyunu çekene kadar kapağını açmayın.

Daha sonra dilimlediğiniz havuçları ve rezeneleri ilave edin. (Rezenelerin kök kısımlarını ikiye bölerek saplarını ise 3-4 cm uzunluğunda keserek kullanın. En lezzetli yeri püskül kısımlarıdır, sakın atmayın)

Üzerine kaynar su ilave edin. Oluşan köpükleri kepçeyle alın. Düdüklü tencerede 15-20 dakika, normal tencerede 45 dakika civarında (rezenelerin kökleri iyice pişinceye kadar) pişirin.

Diğer tarafta, yoğurt, limon suyu ve yumurta sarısı ile bir terbiye hazırlayıp pişmiş olan yemeğe ilave edin ve birkaç dakika daha kaynatın. Tuzunu ilave edin.

04 Ekim 2006

Enginarlı Pilav

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi
unutmayın


Önceki mailimde bahsetmiştim, ailenin Girit kolu annemden. Annem çok güzel yemek yapar, özellikle de zeytinyağlıları ve ayıklaması çok zahmet isteyen ot yemeklerini. Dün telefon etti "enginarlı pilav yaptım gel" dedi. Koşa koşa gittim, bir de ne göreyim tablo gibi bir yemek.. Kaptım cep telefonunu , çektim resmini, aldım tarifini. ( Bu arada, şu ana kadar resimleri cep telefonuyla çektiğimi itairaf ediyorum.Dün itibarıyla yeni bir digital fotoğraf makinası alınmış olup, burası daha kaliteli resimlerle süslenecektir)




Enginarlı Pilav


· 8 donmuş enginar
· 200 gr misket havuç (migroslarda bulunuyor)
· 1 çay bardağı sızma zeytinyağ
· 1 orta boy kuru soğan
· 6 sap taze soğan
· 1 diş sarmısak (varsa 1 sap taze sarmısak daha iyi olur)
· 1 ölçü pirinç (1 su bardağı)
· 2 ölçü su (2 su bardağı)
· 3 çay kaşığı toz şeker
· Tuz
· Kuru nane
· Taze dereotu (süslemek için)

Donmuş enginarlar ve havuçlar düdüklü tencerede 15 dakika pişirilir,
Sarmısak ve kurusoğan zeytinyağında iyice kavrulur,
Pirinç ayıklanıp yıkanıp süzüldükten sonra, soğanlara eklenerek bir süre daha kavrulur, taze soğanlar ilave edilir.
Kalıp olarak kullanabileceğiniz derin bir teflon tencere yağlanır.
Pişmiş enginar ve havuçlar tencerenin dibine şekil verilerek dizilir.
Soğanla kavrula pirinçler, kuru nane ile karıştırıldıktan sonra enginarların üzerine boşaltılır. Üzerine tuz şeker ve sıcak su ilave edilir. (Enginarların bozulmaması için suyu yavaşca boşaltın)
Ort ateşte kaynadıktan sonra altı kısılarak 15 dakika pişirilir.
Soğuduktan sonra servis tabağına ters çevrilir. Üzerine, kıyılmış dereotu ile servis yapılır.

02 Ekim 2006

Adını bilmediğim bir Girit Tatlısı (Mizitropides)

LÜTFEN DİKKAT:
Acemi aşçı'ya ait bu yazı ve resimler, pek çok internet forumunda, izin alınmadan ve link verilmeden kullanılmıştır.
Lütfen kullanmak istediğiniz zaman izin isteyin ya da link vermeyi unutmayın


Bizim aile oldukça kalabalık ve neşeli bir karışım. İzmir, Kayseri, Tekirdağ, Kırşehir ne ararsanız var. Annemin ailesi Girit kökenli. Eh haliyle güzel bir mutfak karması çıkıyor ortaya. Ben bir Girit mutfağı aşığıyım. Burada aslında biraz da bunun için bulunuyorum: Bu harika mutfakla ilgili bilmediğim tarifleri öğrenmek, çok az bildiklerimi paylaşmak için.
İlk tarif rahmetli anneannem den.
Sevgili "Nenoş"umuzun ailesi vede eşi Girit göçmeni. Küçüklüğümde bana çok sevdiğim bu tatlıyı o yapardı, bu Girit Mutfağıyla ilk öyle tanıştım. İyi hatırlıyorum, okuma yazmayı çok küçük yaşta bana Nenoşum öğretmişti, bir süre sonra da evcilik gibi bir oyun sırasında sanırım bu tarifi kaydettim. Bu tatlının eğer özel bir adı varsa (ki genellikle Rumca isimleri oluyor hepsinin) ve ne yazık ki ben hatırlayamıyorum. Bilen varsa bana yazsın lütfen..



(Biraz önce bu tatlının adının "Mizitropites" olabileceği mailini aldım.)

NENOŞ'UN GİRİT TATLISI (Mizitropites)

yaklaşık 10-12 ince krep için:

4 yumurta

1 su bardağı un ( 1cup)

1 tutam tuz

1 3/4 bardak (cup)süt

1 çorba kaşığı şeker

Hepsi birlikte karıştırılıp 1/2 saat dinlendirilecek

içi için:

250 gram tuzsuz lor peyniri

8-10 dal taze nane1 çorba kaşığı kuru nane

üzeri ve içine dökmek için bal.

Dinlendirdiğiniz karışımı, çok az yağlanmış tavaya 1 er kepçe dökerek, mümkün olduğunca ince krepler yapın.

Tamamez tuzsuz lor peynirini, ince kıyılmış nane ve kuru nanelerle iyice karıştırıp, hazırladığınız kreplere bölüştürün, krepler henüz sıcakken üzerine azıcık bal gezdirin, ister ikiye katlanmış, ister rulo yaparak kapatın.

Üzerine bal dökerek ılık servis yapın.

Not: Ankara da bulabileceğiniz en iyi tam tuzsuz lor peyniri, Balgat- Yüzüncü Yıl pazarında, yerel peynir ve zeytin satan, peynirci Hacer Hanım dadır.